MUSTAFA BALBAL*
Tarihi kaynaklar ve kutsal kitap Tevrat'ta, israiloğulları (Yahudiler) şimdiki Ürdün, Suriye, ve ihtilaflı bölge olan Filistin'i de içine alan ve o dönem Kenan olarak bilinen coğrafyada yaşamış köklü bir kavim olarak bilinir. Harran'(Urfa) da dünyaya gelen Hz. İbrahim'in İsrail isimli torununa tapanlara israiloğulları dendi.
Tüm çocuklarını ve akrabalarını Kürd'lerden evlendirmeye yemin eden Hz. İbrahim'i de kendi ataları olarak kabul ederler. Yahudiler (israiloğulları) bu şekilde köklü tarihleriyle dinsel kitapların bir çok sayfasını meşgul ederler. Daha çok karşılaştıkları katliam ve dramla söz edilirler. Milattan yaklaşık 1350 yıl önce Babil kralı tarafından yerlerinden sürülürler.
Bir kısmı Med imparatorluğuna sığınırken, bir kısmı ise Mısır kralı acımasız Firavun tarafından asırlarca köleleştirilip katledilirler. Kutsal kitap Kuran'a göre, Fravu'nun zulmunden kaçarlarken kızıl deniz yarılır ve Hz. Musa tarafından kurtarılırlar. Onları öldürmeye çalışan Fravun ise ordusuyla beraber denizde boğulur ve yok olur. Araf suresi:136, Bakara suresi:50, Enfal sures;54, İsra suresi:103, Şuara suresi:61. Yahudiler daha sonraki tarihlerde Romalıların kanlı saldırılarına maruz kalırlar. Egemen din ve kavimlerin kanlı baskınları sonucu Allah tarafından kendilerine kıyamete kadar vaat edilen kutsal ve tarihi anavatanları olan Filistin'den tamamen göç etmek zorunda bırakılırlar.
XVIII. yüzyılın sonlarına doğru gelindiğinde ise, Yahudiler, yaşadıkları üçbin küsür yıllık katliamın, sürgünün ve sefaletin daha da korkuncunu yaşadığı görülmektedir. 1881 yılında Rus çarı II.Aleksandr'ın öldürülmesi Yahudilerin Rusya ve Polonya'da korkunç bir şekilde soykırıma uğramasına sebep oldu.
Bu nedenle Yahudiler başta batı Avrupa ve Amerika olmak üzere dünyanın değişik bölgelerine dağılmak durumunda kaldılar. Yaşadıkları bu dramatik olaylar nedeniyle 1897 yılında Yahudi Theodor Herzl tarafından Siyon (Filistin) adında ulusal bir akım yaratıldı.
O yıllarda Osmanlının hâkimiyetindeki tarihi vatanları olan Filistin'e yerleşmeye çalışan Yahudiler Osmanlının sert tepkisiyle karşılaştılar. Osmanlı meclisindeki Arap mebuslar Yahudilerin Filistin'de toprak sahibi olmalarını engellemek için yaptıkları siyasi çalışmalara Osmanlı hükümeti destek verdi. Daha sonra İngiliz hakimiyetine giren Filistin'e akın eden Yahudiler, zaman zaman İngiliz'lerin de siyasi komplolarına kurban gittiler. Yahudiler, kutsal toprak saydıkları Filistin'e dönük akınları sırasında Irak, Mısır Ürdün ve Suriye gibi arap devletlerin ağır saldırıları ve katliamlarına maruz kaldılar.
Yaklaşık yirmi yıl sonra Nazi iktidarı döneminde uğradıkları kitlesel soykırımın (6 milyon Yahudi katledildi) kanlı Kristal geceleri ise Yahudi dramının son bulmadığını gösteriyor. Tarihsel kıyamı kısaca özetlediğimizde, XIX.yüzyıldan itibaren ise; başta Araplar, Ruslar, Batı Avrupalılar ve Osmanlının uyguladığı baskı bu dram zincirinin son halkasını fazlasıyla oluşturuyordu. Ayküsü yüksek olan Yahudiler, bir çok alanda olduğu gibi ticaret alanında da oldukça başarı göstermiş bir halktır. Bu başarıları bulundukları ülkede siyasi ve iktisadi alanlarında kilit rol oynamalarını sağlamıştır. Birçok halk, Yahudilerin bu başarısını kendileri için bir tehdit unsuru olarak gördüklerinden Yahudilerin can ve malına kast etmeye yönelmişlerdir.
Söz konusu bu halklar ve özellikle Araplar haksız bir şekilde hala Yahudi ulusuna derinden kin ve nefret duyarak insan haklarını ciddi derecede ihlal etmeye devam etmektedir. Arapların bu konuda sicilleri oldukça kabarık ve kirlidir. Araplar, Ortadoğuyu terör cehennemine çeviren Arap-islami terör örgütlerinin başında gelen ve ulusal nitelikten tamamen yoksun, ırkçı ve antisemitist bir hareket olan Hamas ve benzeri vahşet şebekelerini kullanarak Yahudi halkını tamamen yeryüzünden silmek istemektedir. İsrail Filistini devlet olarak tanırken, Hamas İsraili tanımamayı ısrarla sürdürüp İsrailin yeryüzünden tamamen silinmesini istemektedir.
Bu tutum korkunç bir ırkçılıktır. Araplar ve güdümlerindeki karanlık örgütler bu ırkçı tutumlarını Kürd'lere ve başka halkalara karşı da sergilemektedirler. Diktatör Saddam, Enfal ve Halepçe olmak üzere neredeyse yarım milyon Kürd'ü katletmişti.
Yine Faşist Hafız Esat, Kürtlere hiçbir insani hak tanımadan onları kimliksizleştirip gruplar halinde idam ederek kirli Arap ırkçılığını bir kez daha mazlum Kürd halkına karşı pratiğe geçirmişti. Otadoğunun orta merkezinde üç yıldan beri katil IŞİD çetesi islam adına hergün sayısızca masum Kürt, Şii ve Hiristiyan'ı hunharca katletmektedir. İnsanların kafasını kör testereyle kesip top oynayan ve insanların ciğerlerini söküp hayvan gibi yiyen, minik bebekleri vahşice parçalayan bu katil çeteye karşı Araplar, sözüm ona sosyalistler, islamcılar ve Türkiye sessiz kalırken, Yahudi oldukları için İsraile karşı durmadan dişlerini bileyleyip adeta salyaları akmaktadır.
Aslında yapılmak istenen şey, Yahudi halkına karşı geliştirilen gerici Arap ırkçılığı ve islami şovenizmini Filistin meselesi üzerinden körükleyerek islam dünyası ile sözde sosyalist cenahı Yahudi halkına karşı kışkırtıp Yahudileri soykırıma uğratmaktır. Faşist Saddam iktidarında 350 bin Kürd enfalde katledilirken, Halepçe'de binlerce kadın çocuk zehirli gazlarla öldürülürken, Filistin devlet başkanı Yaser ARAFAT katliam için bu Irak'ın içişleridir ve saygı duyuyoruz diyerek Arap ırkçılığını açık bir şekilde ortaya koymuştu. Birkaç gün önce Filistin Devlet başkanı Mahmut ABBAS Kürdistanın bağımsızlığı vahim olur nitelemesi yaparak bu topraklarda ancak araplar yaşayabilir imasında bulunmuştu. 350 bin Kürd'ün katledildiği enfalde onbinlerce Filistinli militan para karşılığında faşist Baas rejimi saflarında Kürd'lere karşı katliama girişmişti. Filistinli katil militanların esir aldıkları Kürd kadınlarını kurdukları kadınların şerefine isimli zina odalarına kapatıp ahlaksızca kirletiyorlardı. Filistinliler kendilerine yapılmasını istemedikleri bu insanlık dışı muameleyi Kürdlere bizathi çirkin bir şekilde uygularken, İsrailin kendilerine saldırdığını ve zulme uğradıklarını haykırmaları isanlık aleminde ve Kürt kamuoyunda asla inandırıcı bulunmamaktadır. 1967 tarihinden önce ve sonrasında Filistinli köylüler kendilerine ait yüzbinlerce hektarlık toprakları İsraillilere yüklü paralar karşılığında sattıkları bilinen bir gerçektir. Ama bugün sattıkları o toprakların zorla işgal edildiği yalanını gözyaşları içerisinde dünyaya anlatmaları Filistinlilerin çevirdiği tiyatronun en komik sahnelerinden biridir. Ortadoğunun antisemitist denkleminde hararetle Filistin meselesini istismar eden Türkiye tarafına bakmadan geçmek doğru olmayacaktır. Türkiyede daha dün Roboskide devlet eliyle öldürülen sayısızca çocuğun kanı hala kurumamışken, Filistinde öldürülen çocuklar için timsah gözyaşlarının akıtılması komedisi yaşanmaktadır. Rojavada binlerce Kürd çocuğu vahşice katleden katil IŞİD çetesine ikiyüz tır dolusu silah yardımında bulunup oradaki katliama çanak tutan Türkiye oynadığı komediye devam etmektedir. Daha da ötesi, Musulda binlerce Şii, Kürt ve Hiristiyanın kafsı kör testereyle kesilirken, Filistin için zırlayan Türkiye bu katliamı görmezden gelmesi komedinin bir parçasıdır. Daha dün; Berkin, Uğur, Ceyalan, Ali İsmail gibi sayısızca çocuk Türk polisinin ve askerinin kurşunuyla öldürülürken, bu çocukların eylemde ne işleri vardı diyen Tayip Erdoğan eylem alanında öldürülen Filistinli çocuklar için üzülmesi tamamen bir istismardır. İşte bu entrikalarla asırlardan beridir Araplar, İran ve Türkiye Kürdlere ızdırap ederken onların kuyrukçuluğunu yapan sözde sosyalistler ile islamcılar ise koro şeklinde bunlara alkış tuttular. Ama Yahudiler tarafından bugüne değin hiçbir Kürd'e zerre kadar bir zarar verilmemiştir. Bugün İsrail devleti Kürdistanın bağımsızlığını isteyen yegane dost bir devlettir. Örneğin, İsrail cumhurbaşkanı Şimon Peres kısa bir süre önce ABD başkanı Obama'ya Kürdistan'ın bağımsızlığının desteklenmesi gerektiğini ısrarla tavsiye etmekteydi. Burada çok önemli bir noktaya dikkat çekmek gerekir; Tarihin hiçbir döneminde Kürtlerin Yahudilerden (İsrail) nefret edecek her hangi bir nedeni bulunmamaktadır ve olmamalıdır. Hatta Kürt olduğu kuvvetle varsayılan Hz. İbrahim'i kendi atası olarak gören Yahudiler ile Kürtler arasında tarihsel bir bağ olduğu da görülmektedir. Bu nedenle geçmişte olduğu gibi bu gün de Yahudiler ve Kürtler dost ve kardeş olabilecek kadar yakın durmaya çalıştıklarını görmekteyiz. Bu kayda değer bir tablodur.
12 Eylül öncesi karmaşık siyasal süreçte, sol ulusal-milliyetçi kesimler ile milliyetçi-İslami akımlar, Kürtleri İsrail'e karşı kışkırtma gayretine girdiler. Her nekadar geçmişte bu faşist akımların söylemlerine az da olsa kulak asıldıysa da, 1980 sonrasında Kürt'ler bu oyunu boşa çıkartacak biçimde İsrail'le hiçbir sorunlarının olmadığını yüksek perdeden dile getirdiler. Bu bağlamda Arap, Türk ve Fars egemenleri İsrail ve Kürt ilişkilerinde sorun yaşanmamasından son derece rahatsız olduklarını her platformda dile getirmekteler.
Burada önemli bir noktaya daha dikkat çekmek gerekir; çifte standartlı, sağır ve dilsiz şeytanların İsrail karşıtı çağrılarına hiçbir aklıselim Kürt alet olmamalıdır. Bu nedenle günümüzde yaşanan İsrail ve Arap savaşının nedenlerini gerek bu gün, gerekse tarihin derin diplerinde aradığımızda, Kürtlerin İsrail'e tepki duyabilecekleri herhangi bir bulgu görülmemektedir. İsrail, Ortadoğu gericiliğinin merkezinde demokratik ve laik bir ülke kurmayı başaran tek ülkedir. İsrail, Ortadoğu gericiliğini tersyüz edebilecek her alanda güçlü ve çağdaş altyapısıyla aydınlık bir Ortadoğu için oldukça umut vericidir.