Türkiye, Girê Spî zaferinden sonra Rojava'daki yapılanmaya karşıtlığını yüksek bir sesle dillendirmeye başladı. Aylarca DAİŞ'e komşuluk yapmaktan rahatsızlık duymayan, PYD'nin bölgeyi özgürleştirmesinden sonra "PYD IŞİD'den daha tehlikelidir" açıklaması yapan Türk yetkilileri, Girê Spî zaferinden sonra özellikle Kobanê ve Efrin arasındaki bölgenin özgürleştirilmesini önlemek için bölgeye müdahale hazırlıklarına başladı. Yapılan güvenlik zirvelerinde askere talimat verildiği belirtilirken, asker de sınırda hazırlıklara başladı.
Aynı zamanda Suriye'nin işgal edilmesi anlamına gelen hazırlıkların uluslararası hukukta ne almana geldiği yönündeki DİHA'nın sorularını Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler ve Devletler Hukuku Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamuran Reçber cevaplandırdı.
* Türkiye'nin Cerablus'a yönelik bir tampon bölge oluşturma arayışında olduğu söyleniyor. Bu uluslararası hukuk açısından ne anlama gelir?
Bir devletin diğer bir devletin ülkesine izinsiz bir şekilde girmesi ve bu ülkeyi çeşitli amaçlar için kullanmaya çalışması uluslararası hukuk kuralları itibarıyla yasaklanmıştır. Görsel ve yazılı basında, Türkiye'nin, Suriye'nin Cerablus olarak adlandırılan kısmında tampon bölge oluşturma çabalarının olduğuna dair iddialar ortaya atılmaktadır. Konuya ilişkin resmi açıklama yapılmadan değerlendirme yapmak hatalı olacaktır. Zira, geçmişte Türkiye'nin ilgili bölgeyi de kapsayacak şekilde güvenli bölge oluşturma politikaları da bulunmaktaydı.
* Peki bu yönlü olası bir girişimi nasıl değerlendirmek lazım?
Bu durumda, tampon bölge ile güvenli bölge kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekir. Tampon bölge, daha çok askeri amaçlı olmakta, güvenli bölge ise sivillerin barınmalarını ve güvenlik içinde hayatlarını sürdürmek gayesiyle oluşturulan bir alanı ifade etmektedir. Bahsettiğimiz bu iki durum, koşulların sağlanması halinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin alacağı bir karar doğrultusunda mümkün olabilir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin kararı olmadan tampon veya güvenli bölge oluşturmak mümkün değildir. Ancak, Suriye devletinde iç çatışma veya savaş nedeniyle ülkede kontrolün sağlanamaması, sivillerin ölmesi, yaralanması, insan haklarının ihlal edilmesi olguları beraberinde düşünüldüğünde, bu tür girişimler meşru görülebilir. Konuya ilişkin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin karar alması da Rusya Federasyonu ve Çin devletlerinin (veto yetkileri nedeniyle) politikaları itibarıyla mümkün gözükmemektedir.
* Hukuken olmasa da fiili bir girişimin zemini var mı?
Burada temel sorun uluslararası hukuk kurallarına özellikle büyük olarak nitelendirilen güçlerin riayet etmemesidir. ABD ve koalisyon güçlerinin onayı alınmadan bölgede tampon veya güvenli bir alan oluşturmak oldukça güçtür. Ancak, hukuken mümkün kılınmayan bir tampon veya güvenli bölgenin fiilen oluşturulması halinde bu duruma Rusya Federasyonu, Çin, İran gibi devletler engel olabilecekler midir şeklindeki bir soruya da net cevap vermek güçtür. Çünkü geçmişte, ABD Irak'ın kuzeyinde şimdiki Kürdistan Özerk Bölgesi'nde benzer bir uygulamaya gitmiş ve diğer devletler bu fiili durumu engelleyememişlerdi.
* Bu tür örneklerde nasıl sorunlar ortaya çıkıyor?
Bahsi geçen bölgede fiilen tampon veya güvenli alan oluşturulması halinde, bu alanın kontrolünü/güvenliğini sağlamak için güvenlik güçlerinden yararlanmak gerekir. Bu güvenlik güçleri hangi devletlerden oluşacak sorusunun da cevaplandırılması gerekir.
* Peki şuan bölgede var olan de-facto durum açısından değerlendirildiğinde, nasıl bir tablo görüyorsunuz?
Suriye devletinin kendi ülkesinde kontrolü sağlayamaması nedeniyle bir kaos ortamı bulunmaktadır. Bu ortamda şu an itibarıyla Kürtler büyük kazanımlar elde etmişlerdir. Zira Kürtler tarafından Suriye'nin kuzeyinde kanton olarak ilan edilen üç bölge bulunmaktadır.
* Kürt Kanton oluşumlarının meşruiyet kazandığını görüyoruz, uluslararası hukuk açısından bunların kabul edilmesi neye bağlı?
Bahsi geçen üç kanton için özerklik ilanı yapıldı. Ancak, bu ilanın etkin olması diğer uluslararası hukuk kişileri (devletler, uluslararası örgütler gibi) tarafından bu statünün tanınmasına bağlıdır. Fakat ortada bir bağımsız devlet ilanı bulunmamaktadır. Kanton olarak ilan edilen bölgeler halen Suriye devletine bağlı bulunmaktadır. Suriye'de şiddet ortamının son bulması halinde, kanton bölgelerinin geleceği, bölge üzerindeki enerji kaynakları nedeniyle çatışan güçlerin çıkarları doğrultusunda şekillenecektir.