Süleyman Şah Türbesi Operasyonu hakkında konuşan Karayılan,Türk devletinin DAİŞ ile de anlaştığını, Süleyman Şah Karakolu'na gidilirken DAİŞ güçlerinin geri çekilerek askerlere herhangi bir müdahalede bulunmadığını belirtti
Karayılan, mevcut taraflarla diplomatik ilişkiler sayesinde zaten görüşülmüş, haberdar edilmiştir. Açık ki Musul'da DAİŞ tarafından alıkonulan konsolosluk mensuplarının kurtarılmasına benzer bir yöntemle buradaki askerler getirilmişlerdir. Burada herhangi bir askeri başarı veya zafer yoktur; çünkü herhangi bir çatışma ile yapılmış bir kurtarma operasyonu yoktur. Dolayısıyla başarıdan veya başarısızlıktan bahsetmenin yeri de yoktur. Burada daha çok ilişkinin ve diplomasinin iyi kullanılmasından bahsetmek mümkündür şeklinde konuştu.
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan ile Süleyman Şah Türbesi'ne yönelik operasyonu Fırat Haber Ajansı'ndan Deniz Kendal'e konuştu:
Öncelikle Süleyman Şah Operasyonu hangi temeller üzerinden gerçekleşti? Bu operasyonda Kürt güçlerinin rolü ne oldu?
YPG Genel Komutanlığı'nın ve temsilcilerinin yaptığı açıklamalara göre, Türk devlet yetkilileri bu operasyonla ilgili olarak Kobanê Kanton yöneticileri, yine YPG temsilcileri ve PYD Eşbaşkanlığı ile 5 kez görüşme yapmışlar ve Süleyman Şah'taki askerlerin kurtarılması operasyonu için kendilerinden izin ve destek istemişlerdir. PYD, YPG ve kanton yetkilileri de kendi aralarında yaptıkları uzun tartışmalar sonucu Türk devletinin bu yönlü teklifini uygun görmüşlerdir. Bence de bu durum her iki taraf için de yararlı olabilir. Eğer ilişkilenmek ve dostluk geliştirmek isterlerse, bu, iyi bir başlangıca vesile olabilir.
Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Kobanê'den Süleyman Şah'a 3 km yakınlaşana kadar olan tüm alan boyunca YPG güçleri tedbir alıyor, koridor açıyor, YPG araçlarının eskortluğunda Türk devlet güçleri oraya getiriliyor ve bu temelde bazı araçlar da yol boyu ilerleyerek Süleyman Şah Saygı Karakolu'na gidiyorlar.
Tamamen tartışılmış, konuşulmuş ve karşılıklı çıkarlar temelinde ortak bir plan doğrultusunda uygulanmış bir harekat söz konusudur. Hatta anladığım kadarıyla Uluslararası Koalisyon'dan bir devletin de bu konuda güven arttırıcı katkılar sunduğu ve bu işbirliğinin yürümesi yönünde telkin edici girişimlerde bulunma durumu da söz konusudur. Demek ki Türk devleti oradan da destek istemiştir. Kısaca operasyon bu temel üzerinden gelişiyor.
Siz Türk devletinin YPG ve Uluslararası Koalisyon'la bir danışıklılık içinde bu operasyonun gerçekleştiğini belirtiyorsunuz. Ancak kimi yerlerde ve yapılan bazı açıklamalarda DAİŞ'le de yapılan bir anlaşmanın olduğu belirtiliyor. Bu, gerçekliği ne kadar yansıtır?
Normal olarak 3 km yaklaşılınca artık DAİŞ mıntıkası başlıyor. Cephe olduğu için DAİŞ ve YPG güçleri karşılıklı mevzilenmededir. Bu mevzilenmeyi aşıp karşı tarafa geçmenin normal olarak iki yolu vardır: Ya sessiz bir şekilde sızma yaparak gidilir, ya da saldırarak çatışa çatışa gidilir. Fakat burada Türk askeri bunların ikisini de yapmıyor. Açık yoldan hareket etmek suretiyle, doğrudan Süleyman Şah Karakolu'na gidiliyor. Bu gidiş esnasında yol üstünde bulunan DAİŞ güçleri kendilerini geri çekerek askerlere herhangi bir müdahalede bulunmuyorlar. Anlaşılıyor ki onların da haberi vardır. Buradan Türk devletinin sadece YPG'yle ortak bir operasyon için anlaşma yapmadığını, aynı zamanda DAİŞ'le de bir anlaşma yaptığı anlaşılıyor. Yani buradaki askerlerin ve türbenin alınması için DAİŞ'le de gerekli temas ve diyaloglar yapılmıştır. Bu böyle anlaşılıyor. Yoksa bir savaş cephesinde askerlerin çatışmasız bir şekilde gidip, saatlerce orada uğraşıp o askerleri ve türbeyi getirmeleri pek de mümkün değildir.
Kaldı ki bahsi geçen yer, etrafı DAİŞ güçlerince tutulmuş olan bir alandır. DAİŞ güçlerinin, uluslararası koalisyon güçleri ve Suriye Devleti'nin hava saldırılarından korunmak için daha çok bu karakolun etrafında mevzilendiğini, hatta sorumlularının gelip karakolda istirahat ettiğini biliyoruz. Belki Türk askeri bunu çok isteyerek kabul etmiyordur ama orada böylesi de facto bir biçimde işleyen bir sistem söz konusu olmuştur. Yani bir iç içelik vardır ve bu iç içelik olmasına rağmen nasıl yoldan araçlarla karakolun önüne kadar gidiliyor ve oradan her şey alınıp getiriliyor? Buradan da anlaşılıyor ki DAİŞ'in de bilgisi vardır ve bu operasyonun yapılması için onlar da yol açıyorlar ve müdahale etmiyorlar.
Peki madem böylesi bir durum söz konusu, o zaman Türk devleti neden bu kadar yoğun bir tank ve askeri gücü bölgeye getiriyor?
Buradan da tarafların tam olarak birbirlerine güvenmedikleri ve bir de DAİŞ'le yapılmış olan anlaşmanın ilk gözle dışarıdan fark edilmemesi isteminin olduğu anlaşılıyor. 'Ne olur, ne olmaz' hesabı vardır. Zaten Türk devleti herhalde daha fazla askeri güç ve zırhlı araç getirmek istiyor ama YPG'yle yapılan anlaşma sonucu o askeri güç ve araçlarda bir azaltma yapılıyor. YPG, biz varız, bu kadar fazla askere ve zırhlı araca gerek yok diyerek sayının düşürülmesini istiyor, onlar da düşürüyorlar. Yani tedbir alınmış olunuyor. Yoksa mevcut taraflarla diplomatik ilişkiler sayesinde zaten görüşülmüş, haberdar edilmiştir. Açık ki Musul'da DAİŞ tarafından alıkonulan konsolosluk mensuplarının kurtarılmasına benzer bir yöntemle buradaki askerler getirilmişlerdir. Burada herhangi bir askeri başarı veya zafer yoktur; çünkü herhangi bir çatışma ile yapılmış bir kurtarma operasyonu yoktur. Dolayısıyla başarıdan veya başarısızlıktan bahsetmenin yeri de yoktur. Burada daha çok ilişkinin ve diplomasinin iyi kullanılmasından bahsetmek mümkündür.
Yapılan açıklamalara baktığımızda, bu durum farklı bir şekilde gösterilmeye çalışıldığı gibi, bir de sanki YPG bu operasyonda hiç yer almamış gibi yansıtılıyor. Bu tavır ne anlama geliyor?
Doğruları değil de, kendi istediği şeyi kamuoyuna açıklama ve onu kamuoyunda etkili bir görüş haline getirme yöntemi, AKP'de bir gelenek haline gelmiş durumda. Bu anlamda Türkiye toplumunun önemli bir kısmını etkisi altına alma becerisini de gösterebilmektedir. Tabii bu operasyon nedeniyle yapılan açıklamalarda da aynı şey açık görülmektedir. Davutoğlu, bizzat kendisi dün sabah basın açıklaması yaptı. İnsanın o açıklamayı dinleyince hayrete düşmemesi elde değildir. Çok egemenlikçi, kendi dışındaki herkesi küçümseyen bir üslupla tek yönlü yapılmış bir açıklamaydı. Belli ki YPG'de de bir saflık var; çünkü YPG'nin Kobanê'deki bir komutanı, basına yaptığı açıklamada, biz teşekkür etmelerini bekliyorduk ama hiç bahsetmedi bile diye bir ifade kullandı.
Türk devleti farklı, egemenlikçi bir karaktere sahiptir. Mesela diyor ki, hiçbir merciden ne izin, ne de yardım talep edilmedi. Peki sen hiçbir merciden yardım ve izin talep etmediysen, nasıl savaş sahası olan bir alana bu kadar güçle gittin ve bir de geri çıktın, geri geldin? Hem de bir tek mermi atılmadan. Bu nasıl mümkün olabildi? Ama o bunu neye bağlıyor? Diyor ki, Türkiye'nin caydırıcı gücünden herkes haberdardı. Yani, herkese dayattık, sopayı herkese gösterdik, herkes de korktu, sessiz kaldı; biz de gittik, askerlerimizi aldık, geldik demek istiyor. Açıkça zorbalık yaptığını ifade etmek istiyor. Zorla gittim, aldım demeye getiriyor. Açık ki bu, kendi dışındaki hiçbir iradeye saygı duymayan, sadece kendini esas alan, egemenlikçi bir anlayışın dışa yansımasıdır. Aslında Türk devleti ve AKP Hükümeti, söz konusu Kürtler olduğu zaman hep böyle yapıyor. Yani orada bir irade var; Kobanê Kantonu var. Sen Kobanê şehir merkezinden geçmişsin, 33 km yol gitmişsin, onların güvenlik kuvvetleri sana eşlik etmiş, yol açmış, yardım sunmuş, elbette Kobanê'deki komutanın dediği gibi hiç olmazsa insan onlara bir teşekkür eder. Hadi etmedin ama böyle küçümseyici, yok edici, hiçleştirici üslup niye? Neymiş, herkes Türkiye'nin caydırıcı gücünden haberdarmış! Güzel de orada 6 aydır direnen bir irade var. DAİŞ de 60 tank eşliğinde Kobanê'yi almak istedi. Hem de sizin desteğinizle almak istedi. Ama alabildi mi? Hayır. DAİŞ'e karşı o iradeyi gösteren güç, isterse seni de durdurabilir! Ama o bunu görmüyor; orada sarf edilen çabayı, emeği ve kolaylaştırıcı yaklaşımı hiçleştiriyor. Çünkü ona göre, sonuçta Kobanê Kantonu Kürt'tür. Ve Kürtler güç olamaz, irade olamaz. Mesela gün boyu Türkiye basınını izledim, hepsi de buna yakın bir yaklaşım içerisinde. Bir algı oluşturulmuş. Bu algıya göre Kürtler güç ve irade olamaz; olmamalıdır.
Bu konuyla ilgili son söz olarak belirtecekleriniz nelerdir?
Kısacası, gerçekleşen operasyona biz karşı değiliz. Ama bu operasyon nedeniyle ortaya çıkan gerçeklikleri de herkesin görmesi gerekir. DAİŞ ile AKP'nin ilişkisi burada bir kez daha açığa çıkmıştır. Umarım Türkiye değişik biçimlerde DAİŞ'i destekleme ve ortaklaşma politikalarına son verir ve artık bu politikayı sürdürmez. Yine Kobanê Kantonu'nun yapmış olduğu bu önemli desteği unutmaz, nankörlük yapmaz, Kobanê'ye dönük halen sürdürmekte olduğu ambargoyu kaldırır. Şimdi Kobanê'ye bir koridor açmaktan ziyade, sınır kapısını ticarete açması gerekiyor. Çünkü mevcut durumda bir ambargo vardır. Diğer kapılarda böyle bir durum söz konusu değildir ama Kobanê kapısı serbest gidiş gelişlere ve ticarete açık değildir. Nedeni ise Kürt olmasıdır. Umarız Kobanê'deki Kürtlerin yapmış olduğu bu destekten sonra AKP de ona denk adımlar atar. Yeniden düşmanlık politikaları değil, iyi komşuluk politikaları temelinde bir yaklaşım geliştirir. Bu operasyona ilişkin söyleyeceklerim bunlardır.