SON DAKİKA

Kadınlar isterse dünyayı değiştirebilir *

Kadınlar isterse dünyayı değiştirebilir * 24 Kasım, 2014 06:33 Güncelleme: 24 Kasım, 2014 06:33 Kadınlar isterse dünyayı değiştirebilir *

Kadınlar, yaklaşık 15 yıldır Mirabel kardeşlerin katledildikleri gün olan 25 Kasım'ı kadına yönelik şiddete karşı mücadele günü olarak birçok etkinlikle anmaktadırlar. Küçümsemek anlamında değil ama bu şekilde bir mücadelenin, kadınları katleden bir sistemle savaşmaya denk bir mücadele olmadığı da bir gerçekliktir. Zamanın ruhuna, kadının özgür olmadaki ısrarı ve ortaya çıkardığı iradeye denk, bir anlam yükleme gerekliliği vazgeçilmezdir. Yoksa rutin bir şekilde, sürekli çoğalan kadın katliamlarına ağıt yakmaktan, elimiz kolumuz bağlı, onları acıyla anmaktan kendimizi kurtaramayız.

Aylardır tüm dünya kamuoyunda tartışılan konuların başında IŞİD'e karşı yürütülen Kobanê direnişi var. Özellikle de bu direnişin içindeki YPJ'li kadınlar… Birçok ülkeden kadınlar bu direnişi desteklemek amacıyla sınıra geldi, bazıları da basın yoluyla bu direnişçi kadınların yanında olduklarını herkese deklare etti. Bazıları da yüreğiyle, bedeniyle tüm varlığıyla o direnişçi kadınlardan biri oldular şehitler kervanına katılıp…

Ne milletleri ne dilleri ne de sınıfları engel değildi bu direnişçi kadınlarla birlikte olmaları için. Yani kadın olmak ortaklaşmaları için yeterliydi. Peki, şimdiye kadar neden kadınlar olarak bu ortak kimlikte buluşamadık? Kadın olarak verdiğimiz mücadele neden amaçlarımız doğrultusunda bize büyük bir güç sağlamadı? Eminim ki her kadın bunları kendine binlerce defa sormuştur. Ancak cevap bulma konusunda o kadar yönlendirilmişizdir ki bize sunulan cevaplarla yetiniriz. Ama var olanla yetinmeyip kendi cevaplarını arayan hakikat savaşçılarının da olduğunu biliriz. Bazılarımız bu kahramanlarla aynı mücadele de olduğunu da hisseder, bazılarımız da egemen erkek zihniyetli sistemin her türlü yöntemle bu mücadeleye saldırdığını sıra bize gelince anlamaya başlarız. Ama artık sırası gelecek hiçbir kadının olmadığı bir zamanı yaşıyoruz.

Bin yıllardır, ya yaşadığımız acıların farklı olduğunu bildik ya da ırk, sınıf, ulus kimlikleriyle birbirimizi kabul etmedik, ortak bir düşmanımızın olduğuna inanmadık. Mevcut durumu gerekçelendirmek için birçok şeyi sıralayabiliriz. Ancak bu mevcut durumun biz kadınlar için iyi bir durum olmadığını da biliyoruz. Toplumsallığın bir tehlike olarak lanse edildiği bir dünya gerçeğinde tek tek kırılabilen dallar misali savrulan, dağıtılan kadınlar her gün kırımla yüz yüze herkes tarafından öldürülüyor, tecavüze uğruyor, bir eşya gibi pazarlarda satılıyor, talan edilen memleketlerden elde edilen ganimet oluyor. Rojava'da Arap, Kürd, Türkmen Süryan'dır, Şengal'de Êzidî, Kakaî'dir. Îran'da Fars, Acem'dir. Avrupa'da İngiliz, İspanyol, Alman'dır. Ama hepsi de kadındır. Ne coğrafyası ne zamanı olmayan bir kırım süregeldikçe buna karşı da yazılsa binlerce cilde sığmayacak, anlatılsa yıllar yetmeyecek, direnişi büyük, bedelleri emsalsiz, acısı tarifsiz bir kadın mücadelesi devam etmektedir.

Kadınlara karşı geliştirilen saldırılar, şiddet, tecavüz bu kadar küreselleşmişken bunlara karşı savunmamız neden küresel olmasın ki?

Küresel kadın örgütlenmesi

İnsanı savunmasız bırakıp kendine mahkûm etme felsefesiyle günden güne daha da pervasızca toplumu toplum yapan değerlere saldıran sistem gerçekliğinin IŞİD olarak Ortadoğu da ortaya çıkması elbette ki tesadüf değildir. Kürt özgürlük mücadelesinin yarattığı özgür kadın gerçekliği bir panzehir niteliğinde onları etkisiz kılmaya başlamıştır. Milliyetçilik adına değil demokratik ulus projesi kapsamında bütün halkların kendini, kendi kimliği ile ifade edecek bir felsefeyle tüm kadınlar adına tecavüzcü güçlere karşı mevzide savaştılar. Bu yüzden herkes, tüm dünya kadınları onları kendinden bir parça, kendilerini de onlarda buldular. Duygu boyutunda her kadının yüreği Şengal'de kaçırılan kadınların korku dolu gözlerinde, Kobanê de savaşan anaların, genç kızların siper aldığı mevzilerde kaldı. Yersiz, yurtsuz kalmanın acısında soğukta kalan çocukların, üşüyen ellerinde aktı gözyaşları.

Kadınlar olarak bize giydirilen formları parçaladıkça birbirimize ne kadar yakınlaştığımızı da gördük. Acılarımızı paylaştık, direnişimizi duyurduk, kadınların isterlerse neleri yapabileceğini de gördük. Ancak bunlar yeterli mi? Tabi ki değil.

Hem kazanımlarımızı kalıcılaştırmak, hem de daha fazla geliştirilecek saldırılar karşısında özsavunma sistemimizi oluşturmak açısından en önemli güvencemiz örgütlülüğümüz olacaktır. Kadınların örgütlülüğü küresel olarak geliştiğinde bunun önünde hiçbir gücün duramayacağına, öncelikli olarak biz kadınların buna inanması önemlidir. Çünkü yıllardır hep kaderci bir anlayışla ataerkil sistemin büyüklüğünden, saldırıların püskürtülmesinin zorluğundan dem vuruldu. Elbette ki kadın özgürlüğünün bedeli büyük olacaktır. Ama emin olalım ki bin yıllardır sisteme kurban verdiklerimizin yanında az kalır.

Analar savaşırken güçlendiler

Kürdistan da PAJK (Partîya Azadîya Jinên Kurdîstan) öncülüğünde geliştirilen Kadın ordusunun dünya da ilk olduğu bilinmektedir. Ordu kavram olarak sürekli bir talanı, işgali, tecavüzü hatırlattığından bazı kadınlara itici de gelebilmektedir. Ancak unutmayalım kavramlara anlam yükleyen de zihniyetlerdir. Sürekli kadının barışçıl doğasından bahsedilerek, bir yanağına vurulduğunda diğer yanağını da uzatan Hz. İsa misali bir profil çizilerek aslında uygulanan şiddetin meşruluğu da sağlanmaya çalışılmaktadır. Tabi ki kadın toplumsallığının bir gereği olarak barışçıldır. Ancak hiçbir zamanda savunmasız olmamıştır. Toplumunu, toprağını korumaya dönük hiçbir bedelden kaçmamıştır. Bu açıdan biz kadınlar, sistemin zihniyet kargaşasına karşı kendi argümanlarımızla mücadelemizi yükseltelim. Kadın ordusu başlı başına bir örgütlenme biçimidir. Kobanê'de, Şengal'de analar silah kullanmayı öğrenirken sadece bir teknik öğrenmediler. Egemen erkek zihniyetine karşı savaşırken kendilerine güvendiler, umutla cesaretle yanlarındaki kadınlardan güç aldılar. Bir yaşam felsefesi temelinde ya özgür yaşam ya da hiç! dediler. Kadınlar olarak bu duruma tekniki bakmaktan çok, yaşamsal olarak birbirimize kattığımız güçle ele alırsak, mücadele tarzımızda da değişiklikler yapmamız mümkün olacaktır. Bu şekilde kendi anlam gücümüzle yaşamımızı örmeye başlarız. Hangi boyutta, nasıl bir mücadele gerekiyor ihtiyacını doğru tespit etmek önemlidir. Ki günümüzde somut yaşanan gerçeklik, biz kadınların her zamankinden daha fazla fiziki olarak ta ciddi bir kırımla yüz yüze olduğumuzdur. Yapılan kırım kadınlar şahsında aslında tüm halklaradır. Kurulan imparatorlukların yenilmezliği propagandalarıyla insanlık adeta boğdurulmuş bir halde. Bu anlamda ROJAVA'da ki YPJ'li kadınların direnişi tüm insanlığa da bir nefes aldırmıştır. Çağımızın böylesi direnen kadın kahramanlara ihtiyacı olduğunu, 1 Kasım'da bir çok farklı kesimden insanların bir araya gelip Kobanê direnişini sahiplenmesinde ve halkların dayanışmasında da daha iyi görmüş olduk.

Bu açıdan baktığımızda tüm mücadele günlerimizin kadınları şiddetten, tecavüzden, kırımdan koruyacak – kurtaracak bir eylemliliğe dönüşmesi önemlidir. 25 Kasım'lar Kobanê'de, Şengal'de tekrarlanan Mirabel katliamları değil, gün geçtikçe büyüyen kadının özsavunma gücü olmalıdır ki andığımız kadınların gözü arkada kalmasın. Tarih boyunca direnen tüm kadınlar da bize göstermiştir ki özgürleşen kadının gücüne olan inançla, özgür kadın militanlığı ile kadınlar isterlerse dünyayı değiştirebilirler.

 

Yorum Ekle