SON DAKİKA

Gerillanın gözünden Maxmur'da yaşananlar ve Ortadoğu'da IŞİD belası

IŞİD'in saldırılarına maruz kalan Maxmur Kampı'nda yaşanan çatışmaları, Maxmur Halk Savunma Birlikleri Genel Sorumlusu HPG komutanlarından Dr. Mahsum'la konuştuk. 04 Eylül, 2014 08:50 Güncelleme: 04 Eylül, 2014 08:50 Gerillanın gözünden Maxmur'da yaşananlar ve Ortadoğu'da IŞİD belası

MAXMUR - IŞİD'in saldırılarının ardından yeniden canlanmaya başlayan ancak halen IŞİD tehlikesinin söz konusu olduğu Maxmur Kampı'nda yaşanan süreci ve IŞİD'in Ortadoğu'da neler yapmak istediğini Maxmur Halk Savunma Birlikleri Genel Sorumlusu HPG komutanlarından Dr. Mahsum'la konuştuk.

haberingoruntuleri.gif

N.Ç -Şu anda Maxmur'da durum nedir?

Dr. Mahsum - Halkımız zorunlu olarak tahliye edildi. Genelde Güney'in şehirlerine dağıldılar. Ne Birleşmiş Milletler ne de buradaki yerel güçler halkımızı sahiplendi. Saldırılar karşısında mecbur kalan halkımız, Hewlêr başta olmak Zaxo, Duhok ve akrabalarının olduğu yerlere gitti. Ağırlıklı olarak da Ranya tarafına geçtiler. Şu anki durumda geri dönüşler başladı. Hiç kimse onları sahiplenmediği için bu tehlikeli sahaya geri dönmek zorunda kaldılar.

Maxmur'da kaç aile yaşıyordu, kaçı geri geldi?

Dr. Mahsum - Yaklaşık olarak 2 bin 5 yüz aile kalıyordu Maxmur'da. Şu anda yaklaşık olarak 200 aile geri geldi. Birleşmiş Milletler de yerel güçler de halkımızı sahiplenmedi. Bu durumda da yapacak bir şeyleri olmadığı için geri geldiler. Burası zaten bir mülteci kampı, insanlarımızın hepsi belli nedenlerden dolayı buraya göç etmişler.

Burası zaten Birleşmiş Milletler'e bağlı resmi bir kamp değil mi?

Dr. Ahmet - Doğrudur. Birleşmiş Milletler'in resmi bir kampı burası. Fakat birleşmiş milletler burayı sahiplenmiyor. En son Birleşmiş Milletler'in bir temsilcisi görüşmelerde bulunmak için Ranya'ya gitmişti. Onun dışında da, buradan kaçan halkımızın barınma ve diğer ihtiyaçları konusunda hiçbir girişimleri olmadı. Ranya'daki halkımız daha çok camilerde ve okullarda kalıyor. Birçok aile camilerde okullarda bir arada kalıyor. Çocuğundan yaşlısına, kadınından erkeğine ve hastasına kadar hepsi iç içe kalıyor. Böyle zor bir durum söz konusu. Diğer anlamda kominal bir yaşam var, şu an için gıda ve beslenme anlamında ciddi bir sorun yok. Fakat önümüz kış, sıkıntılara neden olacaktır.

Ranya'ya sığınan Maxmurlular için orada yeni bir kampın yapılması söz konusu mu?

Dr. Mahsum - Ranya YNK bölgesi içinde kalıyor. YNK, bu konuda, Dukan kasabası civarlarında bir kampın yapılması için teminat verdi. Zaten halkımızda bu teminat temelinde orada kalıyor. Birleşmiş Milletler'e de bu durum iletildi. Onlar da net olmamakla birlikte yeni kampı destekleyeceklerine dair bir söz verdiler. Fakat şuana kadar ne bir çadır ne bir konteynır ne de farklı bir yaklaşım sergilediler. Zorunluluktan ve çaresizlikten dolayı şehirlere giden halkımız geri geliyor. Ranya'ya gidenler ise yeni bir kamp kurulması temelinde orada kalıyorlar. Şu an burada bir güvence yok. Özellikle insanlığın başına bela olan bir DAİŞ (IŞİD) unsuru var. Maxmur çevresinde konumlanmaları var. Yarın öbür gün ne olacak süreç nereye evrilir kimse bilmiyor. Ondan dolayı bir tehlike söz konusu. Bu tehlike söz konusu olduğu için halkımızın kolay kolay buraya gelmemesi gerekiyor ama perişan olmamak için buraya gelmek durumunda kalıyorlar.

Maxmur Kasabası'nda yaşayan halk da geri döndü mü?

Dr. Mahsum - Doğrudur. Biz burada olduğumuz için geri döndüler. Maxmur Kasabası'nın da 3'te 2'si geri gelmiş. Geri gelenler de normal bir yaşam sürmekten ziyade biraz bize bağlı hareket ediyorlar.

Şu anda gerillanın aldığı güvenlik önlemleri ile Federal Hükümet'in aldığı güvenlik önlemleri hangi seviyede?

Dr. Mahsum - Özellikle 6 Ağustos itibarı ile gelişen bir süreç var. 10 Ağustos itibarı ile DAİŞ'in bütün alandan çıkarılması söz konusu oldu. Bu süreçlerin öncesinde buradaki yerel hükümet ve partilerle, diğer güçlerle, ruhu ulusal birlik olacak şekilde ortak bir payda oluşturulması için irtibata geçildi. Burası bir mülteci kampı aynı zamanda Birleşmiş Milletler'in denetiminde olduğu için silah bulundurulması yasak bir yer. Fakat gelinen son aşamada halk silahlanmaya mecbur kaldı. İnsanlar ferdi olarak, kendini savunmak için silah almak durumunda kaldı. Bundan dolayı da bütün yerel güçlere 'biz gelip sizinle birlikte bu unsurlara karşı savaşalım' diye söylenmişti. Burası Kürdistan toprakları biz onurumuz ve şerefimiz için savaşıyoruz ve Kürdistan topraklarını da ulusal birlik temelinde kanımızın son damlasına kadar savunuruz. Fakat yerel güçler bu konuda çok ciddi bir zorlanma ve muğlaklık yaşadılar. Ondan dolayı özellikle 7 Ağustos itibarı ile kendi şehirlerini terk ettiler. Kalan güvenlik güçleri ise 8 Ağustos'ta sabah erkenden çıkıp gitti. Gittikleri için biz burası için tahliye kararı aldık. Çünkü burada kalan sadece biz olduk, eli silah tutan herkes burada savunma pozisyonuna geçti. Ondan sonra bildiğiniz çerçevede olaylar gelişti.

Buradaki yerel güçler çekilirken, IŞİD ne zaman buraya girdi?

Dr. Mahsum - DAİŞ aynı günün akşamı Maxmur Kasabası'na girdi. Ertesi günde buraya girmek istediler ancak arkadaşların direnişi ile karşılaştılar.

Buraya verdikleri herhangi bir zarar oldu mu?

Dr. Mahsum - Aslında buraya giremediler, verdikleri zarar da daha çok talan temelinde oldu.  Yani girebildikleri birkaç yeri talan ettiler. Fakat genel olarak kampa girme yerleşme gibi bir durum olmadı. İlk gün kampa girmek istediler ancak arkadaşlar vurdu, arkadaşlar vurunca geri çekilmek zorunda kaldılar. Öğlene doğru saat 12:00 civarında 2 koldan saldırıya geçtiler. Biz tepede konumlanmıştık, tepelere saldırdılar. Saldırı sonucunda da zaten cesetleri, cephaneleri elimize geçti. Gazeteci arkadaşımız Deniz Fırat, bizim bulunduğumuz tepede şehit düştü. O tepenin adını şu an Şehit Deniz Tepesi koyduk. Bize orada ağır silahlarla saldırdılar. Karşılık verdik, yaralılarını kaçırdılar. Cesetlerini bırakmak zorunda kaldılar. Akşam biz karşı eylem yaptık ve zaten sabahında buraya girdik.

'RUDAW, IŞİD PROPAGANDASI YAPIYOR'

Burada bir kahramanlık örneği yaşandı. Sayın Barzani de gelip bu konuda sizi tebrik etti. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Dr. Mahsum - Kahraman olan şehitlerimizdir, kahraman olan yaralı arkadaşlarımızdır. 3 sivil vatandaşımız yaralandı. Deniz Fırat arkadaşımız zaten saldırıyı çekerken şehit düştü. Vücuduna biksi mermisi isabet etti. Karşımızdakilerin korkunç bir silah gücü var. Arabaların üzerinde dockaları var, cephaneleri var yani silah anlamında herhangi bir sıkıntıları yok. Bunun dışında bazı televizyonlar onların propagandalarını yapıyor. Mesela Rudaw Televizyonu, onları teşhir ediyorum adı altında aslında, övüp halkın psikolojisini dağıtan bir yayın yapıyor. Bunun dışında güç aldıkları yerler de var. Bunlar saldırırken panik oluşturarak saldırıyorlar. Önceden bir kaos, bir vahşet, kabus durumu yaşatarak giriyorlar ve bu durumda halk kaçıyor. Buradaki halkımızın kaçmaması direnme kültüründen geliyor, PKK kültüründen geliyor. Dolayısıyla kaçmadılar tahliye edildiler. Eli silah tutan herkes de burada kaldı. Buraya girdikleri anda vuruldular. Ondan sonra saldırıya geçtiler tekrar vuruldular. Bunun üzerine savunma pozisyonuna geçtiler. Biz de Maxmur'u içinden çıkmamak koşulu ile aldık. Maxmur Kasabası'nı da peşmergelerle birlikte aldık. Kasabayı da aldıktan 5 gün sonra mevcut tüm köyler, gerilla ve peşmerge tarafından kurtarıldı. Maxmur Kasabası'nda verilen savaştan sonra, eğer burada ulusal birlik temelinde bir birlik şekillenecekse ya da ortak bir savunma pozisyonu sergilenecekse bu, tüm güçlerin içinde olacağı ve PKK'nin de öncülük edebileceği bir birlik olmalı durumu anlaşıldı ve bundan dolayı da Mesut Barzani geldi ve görüştük. Görüşmemizde de temel faktör şuydu: Buradaki pozisyonumuzun, tüm peşmerge gücüne destek sunduğu ve onlara bir moral maneviyat oluşturduğu bu anlamda bir toparlanmayı yaşama geçirdiği dile getirildi ve dolayısıyla teşekkür etti. Biz de sadece Maxmur'u değil Kürdistan topraklarının tamamını savunmaya hazır olduğumuzu dile getirdik. Ama gerçekten ortak bir paydada, ulusal birlik ruhuyla, bir zorunluluktan dolayı değil, ulusal birlik temelinde, ortak hareket etmeyi esas almalıyız dedik. Hak verdi ve buna göre hareket edeceğini söyledi. Pratik olarak ne olacak onu tarih gösterecek.

PKK BİR İRADE HAREKETİDİR

Barzani'nin söylediği şeylerin gerçekleştiğine dair belirtiler var mı?

Dr. Mahsum - Şu ana kadar pratik olgu olarak bir şey yok. Pratik adım olarak çok fazla bir şey yok. Kısmi cüzi anlamda bazı adımlar var.

Burada yaşanan çatışmaların tamamında bulundunuz. Çatışmalar sırasında kafanızdan geçen düşünceleri anlatabilir misiniz? Bir gerilla olarak.

Dr. Mahsum - Şu anki duygularım farklıdır da o anki duygularım sadece ve sadece Kürt halkının onuru, şerefi ve Kürt halkının direnme gücünü her boyutuyla ulusal birlikte kavuşturmaktı. Çünkü mevcut topraklar bizimdir, halkımızın ve halklarındır. Ermeni halkınındır, Asuri halkınındır, Süryani halkınındır, Hıristiyan ve Arap halkınındır, Türkmenlerindir, dolayısıyla tüm gözler bizdeydi. Biz de bunu peşmerge ve diğer güçlerle bütünleştirip, bu coşkuyu bu morali yansıtmak istedik. Temel amacımız onurumuzla yaşamak, irademizi bütün güçlerle ortaklaştırmak, onu ortak bir paydada buluşturup bir güç haline dönüştürmek temel esasımızdı. Çatışmada da öncelikli hedeflerimizden bir tanesi de buydu. PKK hareketi imanla yürüyen bir harekettir. İrade hareketidir. Yani inanarak yürüyen bir harekettir. Her şeyden önce halkına inanan, iradesine inanan geleceğine inanan ve bunu ancak kendi eliyle yaratacağına inanan bir harekettir. Dolayısıyla bizim yapmamız gereken, hiçbir yere bağlanmadan, hiçbir gerekçe yaratmadan, mevcut pozisyonda bütün güçleri de buna katarak yapmaktır. Biz buraya geldiğimizde peşmerge yoktu ortada, bizim gelmemizle bir hava oluştu. Bu havanın oluşması ile birlikte Mesut Barzani ile görüşme oldu. Ondan sonra diğer güçlerle çok yakından bir irtibat düzeyimiz gelişti. Bazı ihtiyaçlarda oradan temin edilmeye çalışıldı. Çok cüzi bir durumdu ama yine de ortak savunma anlamında ulusal bir birliğe giden bir adım olarak önemli olduğuna inanıyorum. Biz bütün peşmergenin Rudaw zihniyetiyle hareket etmediğine inanıyoruz.

DAİŞ İLE ORTADOĞU'DA BİR BELA YARATMAYA ÇALIŞIYORLAR

Bir kısım medyanın ulusal birliğe hizmet etmediğini mi düşünüyorsunuz?

Dr. Mahsum - Düşünüyoruz değil, pratik olarak bu durum somuttur. 21'inci Yüzyıl'dayız 19'uncu Yüzyıl'da değiliz ki. Bu yüzyılda halkların temel değerlerinin ortak bir noktada buluşup, demokratik çerçevede Önder Apo'nun felsefesiyle yeni bir Ortadoğu'nun doğuşuna anlam kazandıracak, zemin kazandıracak halde olması lazım. Özellikle bir şey belirtmek istiyorum DAİŞ gibi bir güç bir günde Musul'a girdi. Ama bunun bir arka planı var DAİŞ'in iki yıldır orada bir çalışması vardı ve DAİŞ iki yıl boyunca El Kaide adı altında El Nursa adı altında Rojava'da arkadaşlara karşı savaşıyor. Ne Baslara karşı savaşıyor ne sömürgeci güçlere karşı savaşıyor. DAİŞ hiçbir devlet gücüne karşı savaşmıyor. Özgürlüğünü isteyen bir halka karşı bir çete unsuru olarak ortaya çıkmış ve bunu vahşetle tamamlamak istemektedir. Bu durum Arap halkına yansıyınca, facialar ortaya çıktı. Arkasındaki güçler Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Ürdün ve arkasındaki güç Amerika, İsrail. Bu güçlerin tamamının organik, inorganik bağlantıları ile oluşan bir sistemi geliştirmeye Ortadoğu'da bir bela yaratmaya çalışıyorlar. Çünkü Ortadoğu zemininde Kürt halkının onurlu direnişi bütün halklara umut kaynağı oldu. Bunu engellemek için de böyle bir DAİŞ belası ortaya çıkarıldı. Nerden geldiği nasıl geldiği de herkes tarafından bilinen bir şeydir. En son zaten sınır üzerinde YDG-H güçlerinin yakaladığı DAİŞ'li unsurlar vardı. Bunlar hepsi de kandırılarak götürülmüş insanlardır. Ben inananın bir Müslüman'ın bir çocuğun kafasını keseceğine inanmıyorum. Nasıl bir Müslüman, bir kadına ahlaki olmayan yaklaşımların en kötüsünü yapar ondan sonra kafasını keser, çırılçıplak bırakır. Bu Müslümanlara karşı geliştiren bir harekettir de. Müminlere karşı geliştirilen bir harekettir. Yani İslamofobi'yi yaygınlaştırmak için geliştirilen bir harekettir. Aynı zamanda halkların insanların düşmanlarıdır. Buna destek verenler yarın öbür gün bu bela ile karşı karşıya gelecektir. Bunların önünde duran Kürt halkıdır ve PKK hareketidir. Bugüne kadar, Rojava'da savaşan halkımızı görmedi kimse. Musul'a girdikten sonra tüm dünyanın gündemine oturdu. Zaten görüldü, Telafer ve Şengal'ê yöneliş, Şengal'de katliamlar yaptılar. Orada peşmergeler mi kaldı? Gördünüz Nuçe TV'de peşmergelerin kaçışı canlı canlı gösterildi. Aynı şey burada da yaşandı. Arkadaşlar caddelerin üzerine çıktılar buradaki yerel güçler kaçmasın diye. Demek ki birileri şu ve ya bu düzeyde destek veriyor. Adamlar rahat rahat geliyor. Burada cenazeler elimize düşünce Hewlêr'den, Duhok'tan, Zaxo'dan insanlar akın akın gelip cesetleri görmek istediler. Acaba bu DAİŞ ölüyor mu? Diye.

Ölümsüz olduklarını mı düşünüyorlardı?

Dr. Mahsum - Öyle bir hava oluşturulmuştu. Bu medya kanalı ile olur, diğer faktörlerle olur ve bunun etkisi çok fazladır. Özü itibarı ile çok fazla şişirilmiş, çok fazla büyütülmüş, vahşet anlamında halkı korkutmaya yönelik girişimlerde bulunulmuş bir oluşumdur DAİŞ. Halkımız bunlara karşı ciddi bir yönelim içerisinde olsun. Özellikle kuzey halkı bu konuda çok duyarlı olsun. Cemaat adı altında, vakıflar adı altında sivil toplum örgütü adı altında kitle örgütlenmesi yapıyor. Gördünüz 5 bin kişilik bir grup İstanbul'un göbeğinde namaz kıldı. Türkiye Hükümeti dolaylı veya dolaysız bunu reddetmese de, şimdi orada örgütleniyorlar. Bunlar insanların kafalarını kesiyorlar. Din iman diye bir şey yok, vicdan ahlak diye bir ölçü yok bunlarda. Kime rast gelirlerse öldürüyorlar. Cesetlerini ele geçirdiğimizde insanlar geldi gördü. Ve demek ki bunlar da ölüyormuş diye düşündüler.

DAİŞ'in çatışma yöntemleri, taktikleri gerilla olarak size zor geliyor mu? DAİŞ bu taktiği bir gerilla gücüne karşı sürdürebilir mi?

Dr. Mahsum - Şunu unutmayalım bir ideolojik bir hareketiz. Onlar da ideolojik bir hareket. Onlar ölünce cennete gideceklerini düşünüyorlar. Öldürdükleri her insandan sevap kazandıklarını düşünüyorlar. Biz ise bir halkın dirilişine inanıyoruz. Vicdani ve ahlaki bir hareket olduğumuza inanıyoruz. Bunun gereklerini her koşul altında yerine getirme konusunda 50 milyonun iradesini temsil ediyoruz. Yok sayılan bir halkın iradesi olarak ortaya çıkıyoruz. Bu iki gücü yan yana getirdiğin zaman elbette gerilla ondan kat be kat üstün bir iradeyi geliştirecek.

Son olarak neler söyleyeceksiniz?

Dr. Mahsum - Biz özellikle dünya halklarının, mazlum halkların onurlu bir mücadele içerinde olduğunu, bu sömürgeci güçlerin geliştirdiği paravan unsurlara dahil olmadıklarını, karşısında olduklarını çok iyi biliyoruz. Fakat sesleri solukları az çıkıyor. Zalimlerin karşısında mazlum olanların çığlığı daha yüksek çıkmalı. Ortak bir ses çıkmalı ortak bir payda oluşturulmalı. Çünkü yok edilen insanlığın kendisidir. Bu böyle bilinmelidir. Özellikle tüm Ortadoğu halklarının böyle bir bela karşısında ortak paydada demokratik değerlerde, insanlığın bileşkesi olarak ortak buluşması önemlidir. Önder Apo bunun gereklerini yerine getirmiş, felsefesini oluşturmuş, bize kalan onun gereklerini pratikleştirmektir. Bütün halkların, kendi değerlerini koruma noktasında birleşmesi gerekiyor. Dünya küçüldü. Siber bir çağda yaşadığımız için en ufak bir şeyde dahi herkesin bilgisi oluyor. Ortak paydada buluşmak da bu kadar kolaydır. Bu konuda özellikle Kuzey halkı ve şahsınızda Gever halkını onurlu direnişlerinden dolayı selamlıyoruz. Özellikle Kobanê'de sınırları yerle bir edip, başta zihniyette sınırları parçalayan ve onu gittikçe somutlaştırıp ayakları altına alıp Rojava'daki kardeşleri ile buluşan kuzey halkımızı selamlıyoruz. İnanıyoruz ki bundan sonraki süreçte de Kürdistan'ın konfederal bir yapıyla Ortadoğu'da yeni bir umut ışığı olduğunun, bunun ortak mücadele ve direnişle geliştiğinin, halkımız bilincinde olacak. Şengal halkını unutmamak lazım Şengal bizim namusumuzdur, onurumuzdur. Şengal yalnız bırakılmamalıdır. Rojava ve Güney yalnız bırakılmamalıdır. Bu noktada zımni ya da organik DAİŞ'le ya da diğer insanlık düşmanları ile aynı eğilim içerisinde olanlara karşı çok ciddi tepki içerisinde olmalıdırlar. Onların tankları topları karşısında yürekleri çok büyük olmalı. Biz buna inanıyoruz halkımız bunun ispatıdır. Direnen bütün halkımız, bu değerlerle donatıldığını, 21'inci Yüzyıl itibarı ile de insanlık değerlerini o noktada zirveleştirecek olan şeyin halkların ortak mücadelesi olacağına inanıyoruz. Ortadoğu halklarının ve Kürt halkının ulusal birlik temelinde gerçekleştireceği yaklaşım bu olmalıdır. Kürdistan'ın kazanımları hepimizin insanlığın kazanımlarıdır. Bu temelde özellikle Gever halkının onurlu direnişini saygıyla selamlıyoruz.

 

Yorum Ekle