Başbakan Ahmet Davutoğlu, bir televizyon kanalında soruları yanıtladı.
Davutoğlu'nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:
7 Haziran seçimleri bize AK Parti'nin tazelenmekle, köklü geçmişi arasındaki dengeyi iyi oluşturma görevi verdi. Gücün ortaya çıkaracağı algı problemleri ortaya çıkmışsa, bu noktada özeleştiri yapmamız gerekebilir. Bu bir muhasebedir. Siyasi hareketler özeleştiriyi ortak yapmalılar. Yüzde 41 az bir oy oranı değil ama buna rağmen biz özeleştiriyi yaptık.
Devam etmesi gereken en önemli şey kurucu değerlerdir. Bundan sapmamız mümkün değildir. 3 dönemliklerin dinlenmeye alınması söz konusuydu. Ama 7 Haziran seçimleri bize kurucu değerlerimizle yenilenme arasındaki dengeyi sağlama imkanı verdi.
İl bazında anketlerle tek tek bütün illeri ele aldık ve değerlendirdik. Bu adımları ona göre attık. Tutumlarımızda, üslubumuzda, vizyonumuzda bir tazelenme ve canlanma hissedilecek kampanyamızda.
Sayın Babacan bana da yer almayacağını söylemişti, her türlü katkıyı verebileceğini, mutlaka vekil olması gerekmediğini söylemişti. Ama son süreçte Sayın Babacan'a ihtiyacımız olduğunu, çok büyük katkılar verebileceğini kendisine ilettim ve kendisi de teklifimi kabul etti.
Sayın Cumhurbaşkanı ile ilişkimizi 3 boyutlu olarak size aktarayım. Birincisi şahsi, ailevi ilişkimiz.
İkincisi 13 yılda siyasi olarak geliştirdiğimiz ilişkidir. Beni partiye Abdullah Bey'in Başbakanlığı döneminde Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Gül birlikte davet ettiler. Ben partiye bir akademisyen olarak Irak Savaşı ortamında katkıda bulunmak için geldim.
Cumhurbaşkanı-Başbakan ilişkisine gelince Türkiye'de kurumsal olarak yönetilmesi en zor ilişkiyi yürütüyoruz. Çünkü 12 Eylül Anayasası yürütme erkinin başındaki Başbakan ile Cumhurbaşkanlığı makamı arasında bir denge gözetti. Cumhurbaşkanı-Başbakan ilişkileri kolay yürüyen ilişkiler değildir. Bunu da en iyi bilen kişi Sayın Erdoğan'dır. Hem bizim kurucu genel başkanımız, hem de halk tarafından seçilen bir Cumhurbaşkanı. Zorluklarla karşılaşıyoruz, farklı kanaatlerimiz oluyor ama en başta saydığım iki ilişki üzerinde yürütüyoruz. Bazen farklı kanaatler beyan edilebilir. Olmalı da bunlar. Önemli olan şahsi itilaflar olmaması. Hocacı, Reisçi tabirleri tamamen üretilmiş şeylerdir. Ben hiçbir zaman siyasete böyle bakmadım. Bana ekibi yok eleştirisi yapıldı. Ben Hocacı-Reisçi yok diyorum. Bütün AK Parti benim ekibim. Ben böyle bakıyorum. Ekipçilik yapmak, partiyi fraksiyonlara böler.
Sayın Cumhurbaşkanı, benim devlet yönetiminde yönlendirilen bir siyaset adamı olmadığımı, olamayacağımı da çok iyi bilir, en iyi bilen kişidir. Böyle bir şey de zaten teklif etmez. Beni tanıyanlar nasıl böyle şeyleri bana yakıştırır diye çoğu zaman sitem de ediyorum.
Biz barajı kalkan olarak görmedik, görmeyiz. CHP ile yaptığımız istikşafi görüşmelerde üzerinde anlaştığımız konulardan biri de barajı indirmekti. Ben HDP'nin yanlış politikalardan bahsettiğimde, kitle HDP'nin Meclis'ten çıkarılmasına yönelik slogan attı. Ben de 'Bu bizim işimiz değil, sizin işiniz' demek istedim ve 'Onları baraj altında bırakın' dedim. Bunu orada uzun uzun anlatamadım ama söylemek istediğim buydu.
23 Temmuz'dan bu yana sivil kayıp vermedik. Bu yüzden güvenlik güçlerimizi tebrik ediyorum. Bu tür operasyonlarda genelde sivil kayıplar olur ama olmadı. Cizre'de sokağa çıkma yasağı ilan edilmesinin nedeni, herkes evindeyken, terörsitlere ve silah depoladıkları evlere müdahale edebilme çabasıydı. Vatandaşın güvenliği için yapıldı.
Birisi ben burada bir kanton ilan ediyorum diyorsa, bunun olmayacağını göstermek gerekiyor. Benzer şekilde Muş Varto'daki olayları en başından itibaren gece-gündüz takip ettim. Hendek kazıp ambulansların mahallelere girmesini engellediler. Neden hendek kazarsın? Amacın ne? Ambulanslar giremedi. O savunma mevzileri sadece ve sadece asker-polis tarafından yapılır. Başka kimsenin yapmaya gücü olmayacak. Devletin kamu düzenine alternatif ne varsa hepsi bertaraf edilecek.
Dağlık alan ile şehir yapılanmaları arasındaki irtibat koparılacak. O zaman hiç katılmasam da özerklik mi istiyorsun, gel sivil hayatta, Meclis'te her şeyi tartışalım. Ama oldu bittiye getirerek fiili duruma izin vermeyiz. Türkiye'yi zaafa uğratmak isteyen bazı odaklar bunlara işaret verdi, şimdi vaktidir diye. Biz onları da biliyoruz. Onlara da gereken dersi verdik, vereceğiz.
Bir irade beyan ediyorsunuz. Bir perspektif çiziyorsunuz. Belli bir özenle yürüyor bu iş. Devletin istediği silahın bırakılması, demokratik adımların atılması ve sivil zeminde her şeyin konuşulması. Bu adımlar da atıldı. Birçok temel unsur haledildi. 13 yıl önce böyle bir çözüm süreci olsaydı, bir liste yapılmış olsaydı, biz şunun için mücadele ediyoruz dedikleri, haklı, doğru taleplerinin hepsi yerine getirildi. Biz dedik ki; silahlanmaya son verin. Bu konuda devlet karar alınca, biraz yavaş alır belki ama aldığı kararda sebat eder. Biz bir karar almıştık. Silahlı gruplar çekilecekti ve karşılıklı adımlarla bir noktaya gelecektik.
Geçen sene Kobani olayı olana kadar bu anlamda biz tekrar elimizdeki bütün kartları açarak çözüm sürecine ivme katmaya çalıştık. Bir taraftan da neler yapıldığını takip ettik. Eğer tedbir almasaydık, 23 Temmuz günü şu karşı odada açık bir talimat verdim; 'Artık gün gelmiştir. Bunların tek hedefi Türkiye'yi kardeş kavgasına götürmektir. Dedim ki hazırlıklarınız tamam mı? Tamam. Hepsi ne yapacağını biliyordu. Bu gece 3'lü terörle mücadeleyi başlatıyoruz dedim. O gece saat 23.00'te PKK'nın Kuzey Irak'taki bilinmediğini sandığı noktalar vuruldu. O günden bugüne de kararlarımızda hiçbir sapma olmadı. Eğer bu mücadeleyi vermeseydik, bunların kanton ilan ettiği yerlerde başka yollara gitme planları vardı. O bölgelerde seçimi yaptırmama, başka şeylerin seçimini yaptırma yoluna gideceklerdi.
Kesin talimat verdim. Terörle mücadele konusunda düğmeye bastığımız anda her yerde büyük darbeler vurabilecek konumdaydık. Son şans onlara verildi, onu kullanmadılar. Seçimden sonra tam bir kibirle, serhildan dedikleri ayaklanmaya kalkıştıklarında hak ettikleri cezayı aldılar.
Devletin son üç seçim suhulet içinde geçsin diye bir tavrı vardı ama şimdi bu mücadele sonuna kadar devam edecek.
Biz 90'lara dönmedik. Tek bir sivil vatandaşımıza yönelik bir hukuk dışı olayda biz bunun hesabını sorarız. 90'lara dönen devlet değil, terör örgütü PKK'dır.