Yol Tv Genel Yayın Yönetmeni Fuat Ateş'in sorularını yanıtlayan Bayık, Kobane'den çözüm sürecine, seçimlerden Alevilere bir çok konuyu değerlendirdi.
Bayık'ın röportajının tamamı:
KOBANÊ BÜTÜN İNSANLIĞIN ZAFERİDİR
Kobani'nin zaferi sadece Kobani halkının zaferi değil, sadece YPG'nin zaferi de değil onların şahsında bütün insanlığın zaferidir. Orada direnen insanlık oldu, insanlığın değeri savunuldu, özgürlük, demokrasi, adalet savunuldu. DAİŞ faşizmine karşı bir mücadele yürütüldü. Sadece Kobani'de Kürtler adına yürütülen mücadele olmadı bütün halklar için, dinler için, kültürler için, insanlığın değerleri için büyük mücadele yürütüldü. Herkesi yakından ilgilendiren mücadele herkesi etkiledi. Bu vesileyle ben orada direnen bütün kahramanları selamlıyorum ve kutluyorum. Gerçekten onlar insanlığa büyük hizmette bulundular.
DAİŞ DURDURULMASAYDI EN BÜYÜK TEHLİKEYİ TÜRKİYE YAŞARDI
Eğer DAİŞ faşizmi Kobani'de durdurulmasaydı yani orada DAİŞ'e büyük bir darbe vurulmamış olsaydı bu sadece Kürtler açısından bir tehlike yaratmayacaktı bu bütün halklar için, dinler için, mezhepler için, kültürler için büyük tehlike yaratacaktı. Diyebilirim ki belki de en büyük tehlikeyi Türkiye'de Aleviler için yaratacaktı. Çünkü DAİŞ faşizmi tamamen Sünniliği esas alan Sünnilik üzerinde Arap milliyetçiliğini de buna katarak Ortadoğu'da hegemonya peşinde koşacaktı. Bu güçlerin arkasında bölgesel güçler, uluslararası güçler var. DAİŞ'in gücü öyle kendisinin gücü değil belki belirli bir geçmişi, dayanakları var ama bölgesel ve uluslarası güçlerden büyük destek alıyor.
Emperyalist ve kapitalist güçler onların vurucu gücü olan NATO bir strateji gerçekleştirdi. Yeşil Kuşak adı altında Sovyetlere karşı geliştirdi daha sonra Sovyetlerin dağıtılmasından sonra siyasal İslam biçiminde somutlaştırıldı. Giderek NATO bunu daha da ilerletti bunu radikal ıslama karşı bir stratejiye dönüştürüldü. Aslında bu stratejinin gereği olarak DAİŞ ortaya çıkartıldı. Bu stratejiyle aslında Ortadoğu'da hegemonya kurulmak istendi. Tabii karşı güçlerde kendi çıkarları için DAİŞ'e destek verdiler fakat aslında bir stratejinin ürünü olarak ortaya çıktı ve daha sonra stratejiyle de çelişti.
Siyasi İslam stratejisi biz buna aslında iktidar stratejisi diyoruz. Yani siyasi İslam'ın da doğru görmüyoruz. İslami değerler, kültürler, geçmiş kullanılarak aslında siyasi ve ekonomik çıkarlar peşinde koşuluyor. Çünkü Ortadoğu'da İslami kültür egemendir.
Yani bu kültürü tarihsel arka planı görmeyen bunu arkasına almayan herhangi bir güç Ortadoğu'da hegemonyasını kuramaz.
DAİŞ FAŞİZMİ KENDİSİ DIŞINDA HERŞEYİ YOK EDİYOR
Sünni İslam'ın belli mezhebini esas alıyor, bütün mezhepleri esas almıyor sadece kendini esas alıyor. Kendi dışındaki hiçbir Sünni mezhebi, diğer İslami grupları, tarikatları esas almıyor. Sadece Hıristiyanlara, Ezidilere, Süryanilere, Ermenilere karşı değil Sünnilerinde bazı mezheplerine karşı, onların değerlerine karşı kendinden olmayan her şeye karşın olarak tehlikeli bir anlayışı temsil ediyor.
Bu sebepten DAİŞ faşizmi herhangi bir faşizme benzemiyor belki tarihte faşist hareketler ortaya çıktı, katliamlar yaptı, bazı halkları egemenlik altına almak istedi ama DAİŞ faşizmi kendisi dışında olan herkesi, kültürleri, insanlık değerlerini yok etmeyi amaçlıyor ve bunu pratikte uyguluyor. Bu açıdan çok tehlikeli bir faşizm türüdür DAİŞ faşizmi. Buna karşı mücadele etmek insan olmanın değeridir. Ben insanım diyen insanlık değerlerine sahibim diyen herkesin buna karşı durması gerekiyor. PKK bir insanlık hareketidir. İnsani değerlere sahip, bir özgürlük hareketidir. Yine bütün halkları, kültürleri, mezhepleri esas alan, saygı duyan onların varlığını kabul eden, onların iradelerini, varlığını kabul eden hareket olduğu için bunlarla çelişen bunları yok etmek isteyen her türlü anlayışlara karşı mücadele etmeyi kendi varlık sebebi olarak sayar. Onun için DAİŞ faşizmine karşı büyük bir mücadele yürütüldü. Kobani bunun zirvesiydi ve DAİŞ faşizmine büyük bir darbe vuruldu. Diyebilirim ki DAİŞ faşizmi baş aşağı gidebilir.
Sadece Musul değil sırada Rakka'da var, esas DAİŞ'in merkezi Rakka'dır. Sadece Kürdiatn halklarıda degil bir bütün olarak Ortadogu halkları açısından bakmak gerekiyor. DAİŞ'in izlediği strateji Suriye ve Irak'ı esas almak, buralarda hegemonyasını kurarak bütün Ortadoğu'da egemenlik kurmayı amaçlıyor. Dayanak olarak esas Suriye'yi bununla birlikte Irak'ı da hedef alıyor. Esas merkezi Rakka'dır, Musul ikinci merkez konumundadır. Musul'da önemli ölçüde askeri teçhizat ele geçirdiler, bunun bir kısmını da Suriye'ye geçirdiler. Burada şunu da belirtmekte yarar var Irak DAİŞ'iyle, Suriye DAİŞ'i farklıdır.
IRAK DAİŞ İLE SURİYE DAİŞ'İ BİR BİRİNDEN FARKLIDIR
Irak DAİŞ'inde Irak BAAS partisi kadroları egemendir ve mücadeleyi onlar yürütüyor. Araplardan farklı olarak başka ülkelerden gelenler azdır. Esas olarak Araplardan, eski BAAS'çılardan oluşuyor. Suriye DAİŞ'i ise biraz daha farklıdır daha çok dışarıdan gelenlerden oluşuyor. İçinde Araplar azdır, Suriye DAİŞ'ini destekleyen Türk hükümetidir. Bu açıdan farklılar uygulamaları da farklıdır. DAİŞ'in Irak ve Suriye'de belli bir tabanı var sadece bölgesel ve uluslararası güçlerin desteğiyle oluşan bir oluşum değil. Dayandığı tarihsel, kültürel bir temel hem de dayandığı bir kitle temeli var. Özellikle Sünni Araplarda belli bir tabanı olduğundan buna dayanarak mücadeleyi geliştirebiliyor bu vahşeti uygulayabiliyor. Eğer halkta destek bulamasaydı, dış güçlerin desteğiyle bu kadar vahşeti uygulayamazdı. Onun için DAİŞ olayını basite almamak, kısa sürede bitecek yaklaşımı içerisine girmemek lazım. Ama DAİŞ tehlikesi önlenebilir, kontrol altına alınabilinir, etkisiz kılınabilinir. Bu büyük bir mücadeleyi, belli bir süreci gerektiriyor bu açıdan DAİŞ tehlikesini küçümsememek, basite almamak gerekiyor.
Amerika bunu niye söylüyor, bunun altında yatan gerçek neden nedir iyi anlamak lazım. Bence beş on yıllık mücadeleyi kapsayacak bir durum olarak görmüyorum daha kısaca sürede DAİŞ'e karşı önlem alınır. Eğer gerçekten DAİŞ'e karşı mücadele edilmek istenirse, mücadele eden güçlerle birliktelik sağlanırsa bu mücadele daha erken sonuçlanır. Ama bazı çıkarlar, dengeler gözetilirse, bazı güçleri dize getirmek istenirse işte o zaman daha uzun süre gerekebilir. Çünkü bölgede birçok gücün çıkarları var ve bu güçler DAİŞ üzerinden hesaplarını yürütmeye çalışıyorlar, birbirleri üzerinde mücadeleyi DAİŞ üzerinden yürütmeye çalışıyorlar. DAİŞ birazda bundan yararlanıyor, dengeleri çok iyi hesaplıyor. Çeşitli güçler DAİŞ üzerinden birbirlerini etkisiz kılmaya çalışıyorlar. İşin içerisinde Amerika'da, İsrail'de, Rusya'da, İran, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Mısır gibi bölgesel ve uluslararası birçok güç var.
ORTADOĞU'DA KRİZİN NEDENİ BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞIDIR
Ortadoğu'da bir kriz zaten yaşanıyordu ve krizin nedeni birinci dünya savaşı döneminde başladı. Kapitalist sistemde kaosun yaşanması Ortadoğu'da krizin yükselmesine ve derinleşmesine sebep oldu. Aynı krizin derinleşmesi DAİŞ'i ortaya çıkardı onun ortaya çıkması krizin daha da derinleşmesine sebep oldu ve devrimci durumu daha da geliştirdi, DAİŞ buna hizmet etti. Yani kaosu daha da derinleştirdi, devrimci durumu daha da olgunlaştırdı, saflar daha da belirginleşti yani bu açıdan DAİŞ'in hizmeti oldu. Yani bu yüzden hizmeti oldu yoksa DAİŞ'in bütün halklara, dinlere, mezheplere büyük düşmanlık yaptı. Kadına düşman olan bir güç insanlığa düşman bunu böyle görmek gerekir. Yaşamın kendisidir demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet duygusu. Bu açıdan kadına düşmanlık yapmak demek bütün bu değerlere düşmanlık yapmak demektir. DAİŞ gerçeğini buradan anlamak gerekir. DAİŞ üzerinden bölgesel hesaplar peşinden koşma gerçeğini de buradan anlamak lazım. Türkiye'deki hükümetin gerçeğini DAİŞ gerçeğinde görmek gerekir. Zaten Türk hükümetinin gerçeğini ortaya çıkartan DAİŞ ile olan ilişkileridir. Bu en sonda Kobani gerçeğinde ortaya çıktı, adeta bu hükümeti suç üstü yakalattı ve her kesede tanıttı bu.
KOBANÊ ZAFERİ İNSANLIĞIN ZAFERİDİR
Erdoğan zaten daha önce ne demişti 'Kobani düşecek' söylemiyle bir iki günlük ömür biçmişti ama Kobani düşmedi. Düşmediği gibi hem Rojava devrimini uluslararası düzeye taşıdı, evrenselleştirdi bugün halkların sempatisini kazandırdı. Vietnam devriminden sonra ilk kez Rojava devrimi gündemi gelişti bu çok önemlidir. Sadece Kobani, Kürtler açısından değil bütün ezilenler, yoksullar, halkalar, kültürler, dinler için bu önemli bir günü ifade ediyor. Erdoğan'ın beklentileri tümüyle boşa çıktı, politikaları çöktü aslında. Kobani AKP gerçeğini, Erdoğan gerçeğini çıplan biçimde ortaya koydu. Kobani zaferi olduğunda sadece Kürtler değil insanlık değerlerine sahip olan herkes bu zaferden mutluluk duydu. İnsanlık değerlerine sahip olan herkes kazandı düşman olan herkesde kaybetti. Erdoğan bunu hazmedemedi niye halaylar çekiyorlar, seviniyorlar dedi yani Erdoğan'a göre Kürtlerin sevinmemesi, böyle duygularının olmaması gerekiyordu.Onun ifadesine göre Kürtler direnmemeliydi, yıktınız şimdi yapmanız gerekiyor diyerek Kürtleri suçladı. Eğer direnmeseydiniz o zaman yıkılmazdı yani Kobani yıkılmışsa direndiğiniz için yıkıldı diyerek Kürtlere teslimiyeti dayatıyordu. Kürtler teslim olmayı direnerek insanlık değerlerini yükselttiği için, Kobani'yi özgürleştirdikleri için bunu da hazmedemedi. Türkiye gerçeği ortaya çıkınca bu seferde niye çiftetelli oynuyor demeye başladı yani niye Kürtler seviniyor insanlık seviniyor gibi duygularının olmaması gerekiyor. Bu aslında Erdogan'ın Kürtlerin şahsında halklara, ezilenlere nasıl yaklaştığını ortaya koyuyor.
YUNANİSTAN SOLU PRANGALARINDAN KURTULARAK ÖZGÜRLEŞTİ
Yunanistan'ın kendi sorunları var ama buna rağmen Yunanistan'da sol büyük çıkış yaptı. Yunanistan solu kendini prangalardan kurtararak özgürleştirdi. Yunanistan solu PASOK'un hâkimiyetinden kendini kurtararak kimlik bulabildi bu gelişmeyi yaratabildi. Eğer PASOK'tan kendini kurtaramamış olsaydı kesinlikle bu başarıyı yakalayamazdı. Yunanistan gibi bir ülkede solun bu çıkışı önemlidir ve benzer bir çıkışın İspanya'da olması mümkündür. İspanya'da benzer gelişme ortaya çıkarsa bu aslında yeni bir durumun ortaya çıkması demektir. Büyük olasılıkla Avrupa'da solun gelişmesine katkı sunacaktır ve Avrupa için ne gibi gelişmelere yol açar bunu izlemek gerekir.
SOLUN AVRUPA'DA GELİŞMESİ ÖNEMLİDİR
Şu anda parçalanma tehlikesi yoktur ama Yunanistan'dan sonra İspanya'da da benzer bir durum ortaya çıkarsa bu giderek Avrupa'da solun gelişmesine yol açabilir. Bu Avrupa Birliği üzerinde bazı etkileri de olabilir yani parçalar mı, zayıf mı düşürür ona yeni bir içerlilik mi kazandırır onu beklemek izlemek gerekiyor. Fakat bu gelişme nerden bakılırsa bakılsın yeni bir durumu ifade ediyor ve bunun bence iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Avrupa'da gelişen 1968-69 yıllarındaki gençlik hareketlerinde de benzer gelişme ortaya çıkmıştı ve dünyayı oldukça etkilemişti en çokta Türkiye'yi etkilemişti. Devrimci, Sosyalist hareket hızla gelişerek toplumu ve rejimi de etkilemeye başlamıştı. Solun Avrupa'daki gelişmesi benzer bir durumu Türkiye'de de yaratabilir. AKP'nin şimdiye kadar boşluktan yararlanarak sol argümanları konuşması kitleleri bu temelde etkilemesi tehlikeye düşebilir o argümanları kaybedebilir, buda AKP'yi oldukça sıkıştırabilir.
KOBANÊ ZAFERİ AKP'Yİ KÖŞEYE SIKIŞTIRDI
AKP gerçeği Kobani'de ortaya çıktı daha da ortaya çıkabilir bu da önemli gelişmeye yol açabilir Türkiye'de sol ve demokrasi güçleri açısından. Yunanistan'da olmayan başka bir gelişme daha var Türkiye'yi yakından ilgilendiren AKP'yi oldukça köşeye sıkıştıran Kobani zaferidir. Kobani şahsında Rojava devrimidir bir bütün olarak Kürt özgürlük hareketinin direnişidir. Ortadoğu'da yaşanan kaoslu durum ve onu bitiren devrimci direniş ve gelişmesidir. Bu olguda AKP'yi yakından ilgilendiriyor AKP gerçeğini ortaya çıkarıp köşeye sıkıştırıyor. Güneyden bu gelişmenin köşeye sıkıştırmaya ek olarak AKP'ye verilen uluslararası desteğin azalmasıdır. AKP uluslararası destekle iktidara gelmiştir bunu kaybetti buda önemlidir AKP'yi köşeye sıkıştırıyor. Amerika, Avrupa, NATO, AKP'yi iktidara taşımış bir model haline getirmeye çalışmıştır. Çünkü bu modeli Ortadoğu için geliştireceklerdi fakat Erdogan bu desteğe dayanarak ittifak yaptığı Fettullah Gülen hareketini sıkıştırmak istedi, hem de iktidarını pekiştirerek Ortadoğu'da hegemonya peşinde koşmak istedi. Dolayısıyla iktidara taşıyan kapitalist güçler bundan oldukça rahatsız oldular. Yani Erdogan'ı iktidara taşımalarını o muhaliflerini ezsin, iktidarını pekiştirsin, Ortadogu'da hegemonya peşinde koşsun, kapitalist güçlerin çıkarlarını zedelesin diyerek desteği vermediler. Onun için AKP'nin özellikle de Erdogan'ın bu yaklaşımlarından oldukça rahatsız oldular ve desteklerini şimdi kesmiş durumdadırlar. Bölgesel destekleri de kesildiğinden dolayı uluslararası alanda oldukça sıkıştılar bu da Türkiye'nin içine de yansıyor. Zaten Fettullah Gülen'le çatışmalı durumu var buna ek olarak birde toplumda var olan rahatsızlıklar var. Bütün bunların AKP'yi sıkıştırmaları söz konusudur. Çünkü Erdoğan'ın izlediği politikalar Türkiye'yi oldukça tehlikeyle yüz yüze getiriyor.
Darbeyi çeşitli güçler yapabilir Türkiye'deki ordu NATO ordusudur ve NATO'ya bağlıdır. Bu ordu bir dönem çok aktif olarak harekete geçmediyse bu Erdoğan'ın takındığı tavrın bir sonucu değildir. O böyle yansıtarak toplumu uyutmaya kendini de kahraman gibi ortaya koymaya çalıştı. Aslında durum tersidir Avrupa, Amerika, NATO Ortadoğu'daki çıkarları için Türkiye'yi hazırlayarak bir model haline getirmek istediğinden AKP ve Fettullah'ı iktidara taşıdı. Türkiye'deki ordu sisteme bağlı olduğu için bu desteğe karşı durmadı. Ne zaman ki uluslararası destek kesildi ordu yeniden harekete geçti.
ERDOĞAN ORDU'YA YANAŞTI, TUTUKLANANLARI SERBEST BIRAKTI
Türkiye'de yapılan bütün darbelerin karakteri sağ muhafazakârdır. Türkiye Uzun yıllar kapitalist modelin içinde ilişki içerisindedir 200 yılı bulan tarihi var ve Türkiye bir NATO ülkesidir. Onun için kapitalist güçlerin birleşimi NATO Türkiye'yi kolay kolay gözden çıkaramazlar ve Türkiye'de kolay kolay bunu göze alamaz. Eğer bu süreçte AKP gibi bir güç geliştiyse bu çokça AKP'nin , Erdogan'ın iddia ettiği gibi bütün bu güçlere kafa tuttuğundan dolayı değildir. Tam tersine kapitalist güçler onları iktidara taşıdı. Bundan yararlanarak iktidara geldi. Fakat bunu kendileri için kullanmaya başladılar ve sistemle çeliştiler tabii. Onun için bu sistem desteği çekti. Dikkat edilirse ordu bu temelde harekete geçti ve Erdoğan orduya yanaştı tutuklananları bıraktı, mahkemeleri bitirerek orduyla uzlaşmak istedi. Ordudan gelecek darbeleri önlemek istedi, polis güçlerini güçlendiriyor, anti demokratik yasaları çıkartarak kendi iktidarını korumaya çalışıyor. Darbeyi önlemeye çalışıyor bunda ne derece başarılı olabilir pek belli değil. Eğer Türkiye'de darbe gelişirse yine sağ karakterli olacaktır çünkü Türkiye'de sağ, milliyetçilik güçlüdür.
Neden darbe yapılacak birincisi hükümet sistemle çelişerek sistemin çıkarına göre hareket etmiyor zarar veriyor. Bu açıdan darbe gelişebilir birde bu hükümet hem sistemle çelişiyor hem demokrasi özgürlükle çelişiyor. Giderek daha da otoriter bir rejime doğru yol alıyor ve toplumu geriyor. Bu durum Türkiye'de solun, demokrasi güçlerinin gelişmesine, etkili olmasına yol açar. Esas bunu önlemek için darbe gelişiyor. Geçmişte de darbelerin gerçekleştirilmesinin esas nedeni buydu. Halk hareketleri güçlendikçe onların önünü kesmek için darbeler gerçekleştirildi yoksa sağa karşı darbe geliştirilmedi.
PKK NATO'NUN 5. MADDESİNİN GEREĞİ TERÖR LİSTESİNE DAHİL EDİLDİ
Bilindiği üzere geçmişte Türkiye'nin çabalarıyla PKK hakkında yasal bir karar alınarak terörist örgütler listesine dâhil edildi. Bu NATO'nun 5. maddesinin gereği olarak yapıldı. Türkiye sadece bu çabayı yürütmedi PKK'nin mücadelesinden rahatsızlık duyan çevrelerde Türkiye'ye destek olarak birlikte bu çabayı yürüttüler. Bu tamamen siyasal bir karardı, hukukla, ahlakla, siyasetle bağdaşan bir yanı yoktu.Tamamen siyasal çıkar amaçlıdır alınan bu karar. Ve bütün bu güçler Türkiye'yle birlikte hareket edip bilgileri ondan aldılar ve buna dayanarak PKK'ye karşı tavır geliştirdiler. Bunun için PKK gerçeği Kürtler, halklar, dinler ve kültürler açısından ne ifade ettiği gerçeğini kabullenemediler. Ne zaman bunu kavramaya başladılar, Türkiye'nin ve bağlı güçlerin verdiği bilgilerin, tezlerin doğruluğu yansıtmadığını, çarpıttığının gerçeğini Şengal ve Kobani'de direniş olduktan sonra PKK ve onun gerillasının Ezidileri büyük bir katliamdan kurtardıktan sonra ve Kobani'de DAİŞ faşizmine karşı büyük bir direnişi ortaya koyduktan sonra yavaş yavaş PKK gerçeğinin farklı olduğunu görmeye başladılar. Özellikle halklar, çeşitli sivil toplum örgütleri, siyasi çevreler görmeye başlayarak dillendirdiler. PKK terörist bir hareket değil aksine terörizme karşı insanlığın başına bela olan DAİŞ faşizmine karşı mücadele eden tek güçtür. Bundan dolayı PKK nasıl terörist örgüt olur diye bu karar sorgulanmaya başlandı. Hatta Fransız parlamentosunda Senatör Montesguel açıkça bunu dile getirerek biz hepimiz DAİŞ'e karşı olduğumuzu söylüyoruz ama ona karşı en büyük mücadeleyi yürüten PKK'dir ve güney hükümetini kurtaranda, Ezidiler'i kurtan, Kobani'de DAİŞ'e büyük darbe vuranda PKK'dir maalesef biz hala terörist listesinde tutuyoruz destek veremiyoruz. Hâlbuki en büyük desteği mücadele eden PKK'ye vermemiz gerekiyor diyerek açıklamalar yaptı.
PKK'NİN İNSANLIK HAREKETİ OLDUĞU İNSANLIK TARAFINDAN KABUL EDİLMİŞTİR
Çok nedeni var birincisi PKK alternatif bir sistem geliştiriyor yani var olan sisteme karşı alternatif bir sistem geliştiriyor. Kendi çıkarları açısından bunu tehlikeli görerek karşı tutum alanlar yâda mesafeli duranlar var. Ama şunu söyleyebilirim ki artık Şengal ve Kobani direnişlerinden sonra bu tutumlarını sürdürmeleri zordur. Artık PKK insanlık âleminde giderek yerini bulmuştur. PKK'nin bir insanlık hareketi olduğu, ahlaki, adalet hareketi olduğu insanlık tarafından kabul edilen gerçektir. Bugün DAİŞ'e karşı mücadele ettiğini söyleyen güçler PKK'yi listede tutamazlar, tutmaları onların tutarsızlığını ortaya koyar. Madem DAİŞ faşizmi insanlık için büyük tehlike, sadece Ortadoğu halkaları, dinleri açısından değil Avrupa, Amerika içinde tehlikeli denilip birleşiyorlarsa, koalisyon yaratabiliyorlarsa unutmasınlar ki bu tehlikeye karşı en büyük mücadeleyi yürüten PKK'dir, Kürt özgürlük hareketidir. DAİŞ faşizmine karşı mücadelenin öncü ve motor gücüdür. O zaman bu güçler durumlarını nasıl açıklayacaklardır. Halklar artık bu kararı kabul etmiyor. Bu güçler bunu görmesi ve zincirlerden kendilerini kurtarması gerekiyor.
ORTADOĞU'DA PKK'SİZ SİYASET YAPILAMAZ
Artık Ortadoğu'da Kürtlersiz, PKK'siz siyaset yapılamaz. Eğer çıkarlar söz konusuysa artık eskisi gibi Türkiye'den gelmiyor. Türkiye bir NATO ülkesi olabilir ama Kürtler en belirleyici güç haline geldiler. Kürtleri bu düzeye getirende PKK'nin mücadelesidir ve bununda artık görülmesi gerekiyor. PKK'siz, Kürtlersiz hiçbir güç Ortadoğu'da siyaset yapamaz sonuç alamaz. Onun için izlenen bu siyasetin artık gözden geçirilmesinin zamanı gelmiştir. Sanıyorum bazı uluslararası siyasi kuruluşlar yine siyaset yapan çeşitli örgütler, partiler, hükümet ve devletler eski PKK politikalarının bittiğini görmüş durumdadırlar. Yeniden PKK'ye karşı yeni bir siyaset oluşturma çabası içerisindedirler bu olumlu bir durumu ifade ediyor. Bizcde PKK'ye karşı yeni bir politika uygulamaları gerekiyor. Zaten Kobani direnişi bunu net bir şekilde ortaya koydu. İki cephe belirledi bir DAİŞ cephesi bir de direniş cephesi. Artık orta yolu ortadan kaldırdı. Eğer bazı güçler tutumlarında degişikliğe, uzlaşmaya gittilerse nedenini burada aramak gerekiyor. Artık Kobani ve Rojava direnişiyle ilişkilendirilmeyen güç tamamen DAİŞ saflarında yer alıyor o zaman güç kaybediyor. DAİŞ'le şu veya bu biçimde hareket eden güç (Objektif olabilir, subjektif olabilir)kesinlikle büyük güç kaybeder. Ancak direnişle birlikte olan, Rojava'yla, Kobani'yle, Kürtlerle birlikte olan güçler ancak kazanabilir. Benzer bir durum 2.Dünya Savaşında yaşanıldı, Hitler Faşizmine karşı çeşitli güçler bir araya gelerek uzlaştılar ve Stalingrad'ta Hitler büyük bir darbe yedi ve sonunu getirdi. Benzer bir durum Kobani etrafında gelişti şimdi KObani direnişi zafere gitti, DAİŞ büyük yara aldı. Eğer bu temelde Kobani direnişiyle birlikte yürünürse DAİŞ'in sonunu getirebilir.
AB RUSYA GAZINA MAHKÛM
Avrupa Birliği, Rusya gazına mahkum durumda olduğundan başka alternatifi olmadığından tavırda alamıyor. Bunun alternatifi Ortadoğu'dadır esasta da Kürdistan'dadır. Bugün hem Güney Kürdistan'ında hem Rojava Kürdistan'ında büyük petrol ve gaz yatakları var. Bunların Akdeniz'e akıtılması Kürtlerden geçiyor. Eğer bu sağlanırsa o zaman Avrupa artık Rusya gazına mahkum kalamaz benim belirtmek istediğim buydu. Bu açıdan da Rojava ve Musul petrol ve gazının Akdeniz'e akıtılması kesinlikle DAİŞ faşizminin etkisizleştirilmesini gerektiriyor. Yani Cizre'den Akdeniz'e kadar ki hattın açılması gerekiyor bu aynı zamanda Türkiye ile DAİŞ'in ilişkilerinin de kesilmesine yol açar. DAİŞ ile mücadelede sonuç alınmak isteniyorsa Türkiye ile olan ilişkilerinin kesilmesi gerekiyor. DAİŞ bazı yerlerde Türkiye ile bitişiktir yani Akçakale kapısında yine Trablus'ta, Tiris kapısında Türkiye ile ilişki içerisindedir bütün desteğini de oradan almaktadır. DAİŞ'le sonuç alınmak isteniyorsa bu hatların kesilmesi gerekiyor. Büyük olasılıkla bunu düşündüklerini ben düşünmekteyim çünkü başka türlü DAİŞ'le mücadelede sonuç alamazlar.
BİZ ÜÇÜNCÜ BİR YOL İZLDİK VE BU DOĞRUYDU
Hayır, biz üçüncü bir yol izledik bu doğru bir stratejiydi ve sonuçta alındı. Bunun haricideki bütün stratejiler çöktü, bütün çabalarına imkânlarını kullanmalarına rağmen sonuç alamadılar. Sonuç alan bizim izlediğimiz strateji oldu. Ne NATO'dan yana ne Rusya'dan yana tavır takınılmadı ve bu sonuç yarattı. Bu Rojava devrimini Suriye devriminin temel dayanak noktası haline getirdi. Artık Suriye'de devrim gerçekten amaçları üzerinde yürüyecekse, Suriye yeniden şekillendirilecekse bunun temeli Rojava devriminden geçiyor. Başka türlü Suriye'nin sorunları çözümlenemez. Demokratik bir Suriye yeniden inşa edilemez, Suriye'nin şu an yaşadığı iç sorunlar, tartışmalar önlenemez. Suriye'nin yıkımını yeniden parçalanmasını önleyecek birliğini koruyacak olan üçüncü yol dediğimiz yoldur. Dikkat edilirse Cenevre 1-2 yapılmak istendi sonuç vermedi, Rusya son dönemde Moskova'da toplantı yaptı sonuç vermedi. Ancak Rojava'daki siyaset temel alınırsa, demokratik özerklik kabul edilirse, Suriye'deki halkların, kültürlerin, dinlerin kendi kimlik ve değerleriyle özgürce örgütleyip ifade edilirse o zaman Suriye'de savaş sona erebilir farklılıklar içerisinde birlik sağlanabilir.
TÜRKİYE'NİN ELİNDE KALA KALA DAİŞ KALDI
Türkiye Ortadoğu'da hegemon bir güç olmak istiyor, bunu da Sünni mezhebine dayandırarak gerçekleştirmek istiyor. Sünni mezhebinde de DAİŞ'in esas aldığı mezhebe, anlayışa dayandırmak istiyor. Çünkü AKP'nin, Türkiye'nin başka da dayanacağı bir güç yok ve Türkiye'nin Ortadoğu'da elinde kala kala bir DAİŞ kaldı onunla hegemonya peşinde koşuyor. İkincisi ideolojik olarak da birbirlerine çok yakın, üçüncü olarak da DAİŞ'le ancak Kürtlere darbe vurabilir. Kürtlerle başka savaşacak gücü yok, kendisinin yapamadığını DAİŞ'le yapmak istiyor. Aslında DAİŞ demek AKP demektir ve o AKP politikalarını yürütüyor.
Bizim herhangi bir ön şartımız yoktur ne muhalefete ne de Beşar Esat'a ve biz dedik ki kim ki Kürtlerin doğal haklarını kabul ederse, Suriye'deki halkların, dinlerin, doğal haklarını kabul ederse biz onunla birlikte hareket ederiz.
ŞENGAL'DE 180'E YAKIN ŞEHİT VERDİK
Güney Kürdistan'da hükümet çevreleri şöyle bir iddiada bulundu. Ezidiler'in kendisini örgütlemesini PKK'nin geliştirdiğini bununda Şengal'i Güney Kürdistan'dan koparma amacına geldiğini bunu da düşmanlık olduğu biçiminde bazı ifade ve propagandalar geliştirdi. Bunlar gerçeği yansıtmıyor bence Ezidiler'in kendi meclislerini oluşturmaları işin bahanesidir, bir gerekçe olarak kullanılıyor. Esas sorun bence farklıdır. Yani PKK büyük bir mücadele yürütüyor Kürtler nezdinde, halklar, inançlar, kültürler üzerinde büyük bir saygınlık yaratıyor. Bütün ezilenler, yoksullar DAİŞ tehlikesi altında kendini görenler PKK'nin gösterdiği mücadeleye saygı duyuyor hatta kendi mücadelesi olarak görerek bir yakınlaşma içerisine giriyorlar. Yine bu direnişin uluslararası alanda etkileri ve yarattığı sonuçlar var, PKK algısı değişiyor yeni algılar gelişiyor bunun hazmedilememe durumu var aslında. Yine Güney Kürtleri üzerinde de bu gelişmelerin etkisi var gerillaya savaşmak için bazı katılımlarda oluyor. Tüm bunlar bir arada düşünüldüğünde gelişmelerin hazmedilememe durumunu görmekteyiz.
Ne Şengal'de ne başka yerlerde Güney Kürdistan'a yönelik geliştirdiğimiz bir düşmanlığımız yok hiçbir Kürdistan bölgesinin toprağını koparmayı amaçlamıyoruz tam tersine biz en zor dönemde Güney Kürdistan halkı değerleri tehlikede olduğu dönemde bunları savunduk. Eğer bizim Kürdistan'ın parçalanması amacımız olsaydı ya da Güney Kürdistan güçlerinin zayıflaması, itibar kaybetmesini, tehlikeye düşmesini isteme gibi amacımızı niyetimiz olsaydı herhalde DAİŞ saldırdığında, Güneyin bir çok yerini ele geçirdiğinde biz Güney halkına, değerlerine sahiplik yapmazdık. Dikkat edilirse biz bunları en zor günde en tehlikeli günde savunmaya başladık. Eğer bugün DAİŞ Güney Kürdistan'da geriletiliyorsa bunun PKK'nin gerillanın mücadelesini görmek gerekir, inkâr etmemek gerekir. Parçalama, düşmanlık peşinde koşan bir güç en zor günde hükümeti korumaz, değerleri korumaz. Her yerde şehitler verildi, Şengal'de 180'e yakın şehit verdik, yine Mamur, Kerkük tarafında savaştık şehitler verdik. Hala Peşmergeyle birlikte savaş yürütüyoruz DAİŞ saldırılarına karşı Güney halkının değerlerini koruyoruz.
ŞEHİTLER VEREREK GÜNEY'İ KORUYORUZ, HERKESİ KORUMAYA ÇALIŞIYORUZ
Bu vesileyle şu gerçeği de açıklamak istiyorum mesela bazıları bunu açıktan söyleyemiyorlar ama gizliden el altından PKK'yi işgalci bir güç olarak gösteriyorlar. Güneylilerin bazıları bunu söylüyor bu propagandayı yapıyorlar. PKK işgalci bir güç gelmiş Şengal'i, başka yerleri işgal etmiş bir daha çıkmayacak, terörist bir örgüt diye el altından bu tip propagandalar geliştiriyorlar. Ama açıktan bunu yapmıyorlar hatta açıktan bazı yerlerde PKK iyi şeyler yaptı diyorlar. Bu vesileyle şunu belirtmek istiyorum. Biz bu kadar mücadele yürütüyoruz, şehitler vererek güneyi koruyoruz ve bunu bir görev olarak yapıyoruz. Sadece Kürtleri korumuyoruz DAİŞ faşistlerin katliamına karşı herkesi korumaya çalışıyoruz ve bunu insanlık görevi olarak gördüğümüzden yapıyoruz. Bundan rahatsızlık duyanlar varsa (Duyanlar var) biz güçlerimizi çekebiliriz, güney halkının bu konuda tutumunu ortaya koyması gerekir. Güney halkı gerçekten gerillanın alanlarda kalıp peşmergeyle birlikte savaşmasını istiyor mu istemiyor mu, eğer güney halkı hatta siyasi çevreler istemiyorsa açık açık bize söyleyebilirler biz gerekeni yapar gerillayı çekebiliriz. Bu tip endişelere kuşkulara gerek yoktur. Güney halkı ve siyasi çevreler bilsinler ki biz bu propagandalar karşısında açıkça değerlendirmeler yapıyoruz ve tutumda bekliyoruz. Biz bu kadar mücadele veriyor şehitler veriyoruz basına yansıttıkları sanki PKK buralarda yoktur, direnişi yoktur sadece kendilerinin direnişi varmış gibi gösteriyorlar ve bazıları el altından bu propagandaları yapıyorlar. Hatta Şengal'da Ezidiler kendi meclislerini oluşturup kendilerini örgütlemek istiyorlar, sahiplik yapmak istiyorlar bu temelde sağa sola dağılan Ezidileri etkileyip çekmek istemelerinden memnun olmaları gerekirken bunu Şengal'i güney Kürdistan'dan koparmak istiyorlar diye propagandan yapıp PKK'yi suçluyorlar.
PKK EZDİLERİN KENDİLERİNİ YÖNETMESİNİ VE SAVUNMA GÜÇLERİNİ OLUŞTURMALARINI İSTİYOR
PKK'nin burada olumsuz tutumu yoktur bunun açıkça görülmesi gerekiyor. Şengal'ide güney Kürdistan'dan koparma diye bir çabası da yok, ayrılıkçı bir tutumda değil aksine Ezidilerin bir güç olmasını, kendi kendilerini yönetmesini, savunma güçlerini oluşturmalarını ve güney Kürdistan içerisinde bir güç olarak kalmalarını istiyor.
Aslında güney hükümetinin, KDP'nin, diğer güçlerin bunu istemesi gerekir, eğer bu istenirse Şengal güney Kürdistan'la birlikte hareket eder. Başka türlü zaten kopmuştur, DAİŞ zaten koparmak istedi ve biz aslında Şengal'e sahip çıkarak güney Kürdistan'dan ayrılmayı önledik işin gerçeği budur.
BİZ HİÇ BİR KÜRDİSTANİ GÜÇLE SAVAŞMAK İSTEMİYORUZ
Bizim Şengal'i yönetme diye bir hevesimiz, amacımızda yoktur. Ayrıca biz hiçbir Kürdistan'i güçle çatışmak istemiyoruz, bunu doğruda görmüyoruz. Zaten gelinen aşamada halk kesinlikle istemiyor, istemez sadece bu halkla sınırlı değil siyasi çevrelerde de kim çatışmayı geliştirirse kaybeder. Çünkü halk toplum buna karşıdır ve bugüne kadarda bu tür çatışmalarda hiçbir güç kazanmamıştır hep kaybetmiştir. Bu en çokta sömürgeci güçlerin veya Kürtlere karşı olan güçlerin isteyeceği bir tutum olabilir. Onlar hep Kürtlerin birbirleriyle çatışmalarını istiyor, isteyebilirlerde onlar açısından doğruda olabilir ama Kürtler ve diğer halklar açısından iç çatışmalar Kürtlere ve halklara, inançlara, kültürlere karşıdır, tahrip eder Kürtleri güçsüz düşürür. Halbuki Kürtlerin hem kendileri hem de bölgedeki halklar, inanç toplulukları, kültür toplulukları açısından rollerini oynamaları gerekir. Bugün gelinen aşama böyle bir aşama. O yüzden hiç kimse eskiden olduğu gibi çatışma yaratarak, şiddet uygulayarak sonuç alamaz, kaybeder.
ORTADOĞU'DA HEGEMANYA PEŞİNDE KOŞAN İKİ GÜÇ VAR: TÜRKİYE VE İRAN
Nasıl ki Türkiye Ortadoğu^da bir hegemonya peşinde koşuyorsa, İran'da benzer bir hegemonya peşinde koşuyor. Türkiye nasıl Sünni cepheyi, DAİŞ hedef alarak bu cepheyi genişletmek istiyorsa, İran'da Şii cephesini, doğu kültürünü esas alarak bu hegemonya amacını gerçekleştirmek istiyor. Ortadoğu'da hegemonya peşinde koşan iki temel güç var biri Türkiye biri İran. Birde üçüncü güç olmaya çalışan Mısır var fakat Mısır'ın öyle hegemonyacı amacı yok, şu anda öyle bir gücü de yok ama Arap toplumu içerisinde belli bir etkinliği var. Yani Mısır'sız Araplar bağımsız hareket edemez, güç haline gelemez. Mısır bütün Arapları etrafında toparlayarak aslında Türkiye ve İran'ın hegemonyasını boşa çıkartıyor, böyle bir çabası var. Son Mısır'ın Suriye muhalefetiyle geliştirdiği bir diyalog var. Türkiye ve bağlı güçleri dışında tutarak diğer bütün muhalif güçleri Mısır'da bir araya getirerek Suriye'de Türkiyesiz bir muhalif güç oluşturmak istiyor Arapların desteğiyle, böyle bir çabası var.
İşte İran elbette ki hegemonya mücadelesinde son DAİŞ saldırılarından epey yararlandı, bazı yerlerde güçlendi de özellikle Suriye'de yine Irak'ta bazı adımlar attı, Yemen'de bazı sonuçlar alması İran'ı farklı tutumlara, yanılgılara götürebilir. Ben hegemonya mücadelemde bazı mevziler kazanıyorum, güçleniyorum duygusuna kapılıp bazı saldırılara girişebilir. Bu aslında İran için tehlikeli sonuçlar doğurabilir. İran, Kürtlerdeki gelişmelerden rahatsızdır. Şu anda Kürt özgürlük hareketi oldukça gelişiyor, etkili hale geliyor, Ortadoğu'da Kürtler belirleyici güç haline geliyor artık bütün güçler Ortadoğu politikalarında Kürtleri ciddiye alıyor, PKK'yi dikkate alıyor. Bu İran açısından tehlikeli durumu ifade ediyor, İran öyle değerlendiriyor. Hâlbuki Kürtlerin gelişmesi İran'ın aleyhine değil ama İran bunu kendi aleyhine değerlendiriyor neden Kürdistan'ın büyük bir parçası da onların denetimi altında olduğundan Türkiye ile benzer kaygılar taşıyor.
Kürt hareketinin gelişmesinde etkili ve belirleyici güç haline gelmesinde oldukça kaygılı çünkü kendi denetimi altında olan Kürdistan bölgesinde yaşayan Kürtler orada adım atabilir endişesini taşıyor. Onun için Türkiye ile birçok çelişkisi olmasına rağmen Kürt meselesinde Türkiye ile yakınlaşıyor, ortak politikalar izliyor. Hatta giderek Suriye rejimini bile buna katmak, Kürtlerdeki gelişmeyi böyle frenlemek istiyor.
TÜRKİYE VE İRAN HİZBU-KONTRAYI TETİKÇİ OLARAK KULLANIYOR
Kendilerine bağlı güçler var mesela Türkiye'de Hizbu-Kontra denilen tetikçi güç; kendilerini İslami, Kürt gösteriyor bunlar gerçeği yansıtmıyor hem Türkiye hem İran bu tetikçi gücü kullanıyor, İran bu tetikçi gücü harekete geçiriyor. Yine güney Kürdistan'da etkili olmaya çalışıp Kürtler arasındaki sorunlardan yararlanıp derinleştirmek, hatta çatıştırmak istiyor. Suriye'de son Haseki'de bir saldırı başlattı, Suriye adıyla bu yapıldı ama arkasında İran olduğu söyleniyor, birçok göstergede bunu gösteriyor. Aslında bu saldırı çok önemli bir saldırıydı, belki içinde Suriye güçleri İran Hizbullah güçleri içindeydi ama İran bunu yönetti. Haseki'de bir bütün sonuç almak istedi ama istedikleri sonucu alamadılar aksine tam tersi durumlar ortaya çıktı. Bunun üzerine tekrar ateşkes gündeme getirildi hatta İran arabulucu pozisyona soyundu. İran bu tür tehlikeli taktikler izliyor sebebi Doğu Kürdistan'daki endişesidir.
KÜRT HAREKETİ'NİN İKİ DAMARI VAR
Kürt hareketinde iki damar var. Birincisi kapitalist güçlerle ilişki içerisinde olan, çözümü onlarda gören, onlara dayanan ve onların dayanaklarıyla yürüyen bir damar var buna İsrail'de dâhildir zaten. Birde hareketimizin temsil ettiği diğer damar var ki tamamen kapitalist modelin, sistemin dışında Kürt sorununun çözmeyi amaçlayarak alternatif sistem geliştiren damar var ki özgürlüğü, halkın gücünü temel alıp onun özgücüne dayanarak mücadele ediyor ve çözümü de burada arıyor. Yine halklar için, inançlar, topluluklar, bütün ezilen yoksul kesimler için mücadeleyi esas alıp onlara dayanarak mücadeleyi geliştirmek istiyor. Tabii bu damar kapitalist modeli esas almıyor çözümü orada görmüyor. Tamamen halkları, inançları, kültürleri, demokratik ulusu esas alıyor, demokratik ulus temelinde sorunu çözmek istiyor. Demokratik özerklik, demokratik konfederal sisteminde sorunu çözmek istiyor. Ama diğer damar ulus devlet modelini esas alıyor v sisteme dayanarak bunu gerçekleştirmek istiyor. Onun için ulus devleti esas alan damar kapitalist modelli sistemi, onun içindeki güçlere (Bunlara İsrail'de dahil) dayanarak ulus devlet sistemini gerçekleştirmek istiyor. Bunlar İsrail ile de çeşitli güçlerle de ilişki içerisindedirler. Bunlar halkı değil iktidarları, devletleri esas alıyorlar. Oysaki biz devleti, iktidarları değil halkları, inançları, kültürleri esas alıyoruz. Onların özgürce farklılıklar içerisinde yaşamasını esas alıyoruz. Onun için onların çözümüyle bizim çözümümüz farklı, geliştirmek istedikleri siyaset, diplomasiyle bizimki farklı. Özgür Kürdü, yaşamı, bireyi esas alan bizim hareketimiz öyle devletleri, iktidarları esas almıyor ne bölgede ne de uluslararası alanda.
SEÇİMLER STRATEJİK ÖNEM ARZ EDİYOR
Bence barajlı seçime girip konuşmadan ziyade konuyu farklı ele almak gerekiyor. Türkiye'de önümüzdeki süreçte yapılacak parlamento seçimleri oldukça stratejik önem arz ediyor. Türkiye tarihinde birçok seçimler yapıldı ama hiçbir seçim bu kadar stratejik önem kazanmadı. Nedenine gelince ya Türkiye yeşil faşizme teslim olacak, geçmişte diyelim uzun bir dönem iktidarı yürüten otoriter CHP hükümeti vardı buna benzer AKP iktidarı oluşacak hatta ondan daha tehlikeli iktidar olacak, kendisine muhalif bütün çevreleri ezmek isteyecek bu oldukça tehlikeli durumu ifade edecek ya da Türkiye tarihinde ilk kez demokratik Türkiye'yi yaratma imkanına kavuşacak. Bu açıdan bu seçimler oldukça önemlidir.
Dikkat edilirse AKP bu seçimler bizim için stratejik değerdedir diyor doğru söylüyor. Aynı zamanda Türkiye'deki sol ve demokratik güçler açısından da stratejik önemdedir. Esas bu iki güç açısından stratejik önemdedir. Ya AKP egemen olacak ya da Türkiye'de sol ve demokrasi güçleri egemen olacak onlar yeni bir süreci başlatacak. Burada CHP'nin, MHP'nin, diğer güçlerin oynayacağı rol yoktur. Türkiye'nin kaderini belirleyecek olan bu iki güçtür.
Türkiye tarihinde belki de ilk defa sol ve demokrasi güçleri kendilerini ifade etme imkânın, istedikleri ütopyayı gerçekleştirme imkânına kavuşacaklardır. Türkiye'deki demokrasi ve sol güçler açısından şartlar o kadar elverişli ki tarihte belki de hiçbir zaman böylesi şanslara kavuşmamışlardır. Daha önceki konuşmalarımızda da bahsettik. Bir uluslararası destek AKP için kesilmiştir bunun içeriye yansımaları var ve Türkiye toplumunda ciddi tepki ve rahatsızlıklara yol açıyor.
GENİŞ BİR İTTİFAKLA PARLAMENTOYA GİRİLEBİLİNİR
Eğer sol ve demokrasi güçleri bunu iyi değerlendirirlerse lehlerinde sonuçlara yol açacaktır. Kimisi Kürt özgürlük hareketinin özellikle Kobani'de DAİŞ zulmüne, zalimine karşı kazandığı bir zafer var ve bunun toplumu ciddi yansımaları var. Bu da iyi değerlendirilirse AKP açısından sonuçlara yol açacaktır. Yine solun Yunanistan'da zaferi var ve bunun Türkiye'yi etkileme durumu var. Nereden bakılırsa bakılsın şartlar AKP'nin aleyhine demokrasi güçlerinin lehinedir. Eğer sol, demokrasi güçleri geniş ufuklu yaklaşırsa, geniş bir ittifakı esas alırsa, anti kapitalist Müslümanlardan tutalım, Alevilere, çeşitli halklara, inançlara iyi bir açılım yaparak hepsini kucaklarsa, Kürt özgürlük hareketi bu konuda gerekli rolü oynarsa (Oynayacağı açıktır) bütün bu güçlerle kapsamlı geniş bir ittifak sağlanırsa HDP etrafında bu güçlerin parlamentoya girmesi söz konusu olur. Burada sayı değil bu güçlerin parlamentoya taşınması önemlidir. Eğer bu başarılırsa kesinlikle AKP'yi zayıf düşürecek, Türkiye'yi AKP'den kurtaracak ve AKP'nin kendisine göre bir anayasa oluşturmasını, büyük bir savaş geliştirmesini önleyecektir.Bu Türkiye'de sol ve demokrasi güçlerinin dönemini başlatacak yeni bir Türkiye'yi oluşturacaktır.
Dikkat edilirse Tayyip Erdoğan seçimlere yeni Türkiye sloganıyla giriyor ve diyor ki bu seçimler yeni Türkiye'nin oluşup oluşmayacağının seçimi olacak, Başkanlık sistemine geçilip geçilmeyeceğine karar verilecektir. Yani AKP'nin istediği yeni bir dönemin başlayıp başlamayacağına yol açacaktır. Daha önce 2023 kadar planlama yapmışlardı AKP'li bir kadın milletvekili '90 yıllık ara dönem reklamları bitecek' söyleminin anlamı Türkiye yeni bir döneme girecek demektir anlayışını önleyecek tek şey HDP etrafında oluşacak blok hareketidir. Bunu CHP-MHP ya da CHP-HDP ittifakı önleyemez. Mesela Haziran Hareketi Türkiye'yi AKP'den kurtarmak için CHP ile dirsek temasları yapıyor, kurtuluşu burada görüyor. Hâlbuki bu büyük bir yanılgı Yunanistan örneği var. Yunanistan'da sol PASOK ile ittifak yapsaydı kimlik bulamazdı, ortaya çıkamazdı, Türkiye'nin PASOK'u da CHP'dir. CHP-MHP ittifakları var, ortak adaylar gösterdiler. CHP Ankara'da MHP'li bir adayı Belediye Başkanlığına aday gösterdi. Bu ittifakın Türkiye halkları açısından inançlar,kültürler açısından neye yol açtığını herkes biliyor.
CHP - HAZİRAN HAREKETİ'NİN İTTİFAKI AKP'NİN YAPMAK İSTEDİKLERİNİ ÖNLEYEMEZ
Diyelim ki CHP-Haziran Hareketi ve HDP ittifak yaptı bunun getireceği CHP'li milletvekili sayısının biraz daha artmasıdır bu AKP'nin yapmak istediklerini önler mi? hayır. Onu önleyecek olan HDP etrafında oluşacak demokrasi hareketidir ve meclise girmesi AKP'yi kesinlikle frenler, yeni anayasa oluşturmasını, savaşı geliştirmesini önler ve demokratik Türkiye'nin gelişmesine yol açar. Onun için AKP'den rahatsız olan bütün muhalif kesimler sadece Aleviler, Kürtler, çeşitli topluluklar bu hükümetten rahatsız degil AKP'nin içinde, CHP içinde bile rahatsız olanlar var. Türkiye'yi bu AKP belasından kurtarmak isteyen bütün güçlerin HDP etrafında birleşerek, adaylarını doğru tespit ederek, doğru bir propaganda yürüterek yer almak zorundadırlar. Bütün koşullar iyi değerlendirilirse bu aynen Yunanistan'daki solun zaferine benzer bir sonuç yaratır.
TÜRKİYE ÖNEMLİ BİR KAVŞAKTADIR, HERKESİN SORUMLU DAVRANMASI GEREKİYOR
Bizim bu yönlü çabalarımız var biz kesinlikle onlara dar yaklaşmıyoruz, parti çıkarlarını gözeterek yaklaşmıyoruz bu seçimde bu dönemde dar, sekter yaklaşımları aşmak gerekiyor daha geniş geniş ufuklu yaklaşmak gerekiyor. Türkiye önemli bir kavşaktadır ya demokrasi yönüne çevrilecektir ya da yeşil faşizm biçiminde gelişecektir bunun bütün güçler tarafından görülmesi, sorumlu davranılması gerekiyor. Biz kendi açımızdan oldukça sorumlu, geniş ufuklu davranacağız. Bu sadece bizim sorunumuz değil, herkesin sorunu ve herkesten de bunu bekliyoruz. Herkes tarih karşısında gerçekten sorumlu davranmak zorundadır. Eğer tarih karşısında sorumlu davranıp bunun gereklerini yerine getirmez, dar hesaplar içerisine girer, dar örgüt hesapları içerisine girerlerse gerçekten bu sorumluluk altından kurtulamazlar, kendileri de kaybeder sola da demokrasi güçlerinde de kayıplar yaşatırlar, en büyük hizmeti AKP'ye yapmış olurlar. Lafta belki Türkiye'yi AKP'den kurtarmak istediklerini belirtiyorlar ama pratikte tam tersi bir sonuca yol açarlar ve bunun sorumluluğu altından kalkamazlar. Onun için bütün sol ve demokrasi güçlerinin, bu sistemden hükümetten rahatsız olan bütün ezilenlerin, yoksulların, muhalif güçlerin düşünerek sorumlu davranmaları, tarihin önüne koyduğu fırsatı iyi değerlendirmeleri gerekiyor. Biz bu açıdan üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz çalışacağız da. Bizim kesinlikle kendi çıkarlarımızı düşünme diye bir durumumuz olamaz toplumu düşünmek zorundayız.
ÖNEMLİ OLAN ALEVİLİĞİ DEĞERLERİYLE KABUL ETMEKTİR
Alevilerde birlik aramak doğru değil çünkü Alevilerde farklı farklı topluluklar var. Alevilik bir inançtır öyle etnik topluluk değil. Bu inancı yaşayan birçok etnik topluluklar var Türk'ü, Kürd'ü, Arap'ı daha farklı etnik toplulukta olanlar olduğundan bütün Alevileri bir görmek doğru değil. Alevi inancına farklı yaklaşanlar, farklı yorumlayanlar, farklı Alevi örgütlenmeleri var hepsini bir görmek doğru değil ama ortak paydaları var burada birleşmek gerekiyor. Alevilerin inanç kimliğini mutlaka taşımaları gerekiyor. Dünyada hiç kimse inançsız yaşayamaz, inançlı insanlar yaşayabilir, neye inanıyorsa onun için kutsallığı ifade eder. Belki bilinçli derinliğine yaşanmayabilir önemli olan neye inanıyorsa kendisi için kutsal görmesidir bu önemlidir. Elbette ki bilinçli yaşaması tercih edilir ama hiçbir inanç toplumunda inançlar, tarikatlar, ideolojiler olabilir inananlar derinliğine bilmezler bilenler az olur ama inandığı için onu yaşar ve onu kutsal görür, onunla kendini ifade eder, kendini yüceltir. Bu açıdan inançsız yaşayan insan ya da topluluklar olamaz buna saygılı yaklaşmak gerekir ve bütün inançları da kutsal görmek gerekir. İnançlarda farklılıkları da zenginlik görmek gerekir. Bunları istediğimiz gibi göremeyiz kim kendisine nasıl tanımlıyorsa öyle kabul etmek zorundayız doğru olan budur. Biz hareket olarak imhaya ve inkara karşı kurulan ve mücadele eden hareketiz. Bu temelde kurulan bir hareket hiçbir inancı inkar edemez, onun imha edilmesini de kabul edemez, yine kendisinin olmasını istediği gibide dayatamaz.
ALEVİ TOPLUMUNA KENDİNİZİ ŞÖYLE TANIMLAYIN DİYEMEYİZ
Türkiye diyor ki ben Kürdü şöyle tanımlıyor şöyle görmek istiyorum başka türlü görmek istemiyorum oysaki biz bunu kabul etmeyip karşı çıkıyoruz ve kendimizi böyle tanımlayıp böyle görmek istiyoruz diyoruz bu herkes içinde geçerlidir. Biz kalkıp da Alevi toplumuna kendinizi böyle tanımlayın diyemeyiz. Öyle yaklaşırsak Türk devletinin yaklaştığı gibi yaklaşmış oluruz kendimizde inkar etmiş oluruz. Kesinlikle kim kendini nasıl tanımlıyorsa öyle kabul etmek zorundayız demokratik olan, özgür olan, adaletli olan budur. Bir kimliği inancı kabul etmek demek onun taleplerini kabul etmek demektir. Sadece Aleviliği kabul ediyorum demek bir şey ifade etmez Aleviliği kabul ediyorum demek onu değerleriyle kabul ediyorum demektir. Tersi kirliliktir, Aleviliği ret etmektir, inancı çizgiyi ret etmektir.
ALEVİLİK İÇİNDE FARKLI YORUMLAR VAR
Aleviler içerisinde Aleviliği yorumlama farklılıkları var, birde Aleviliğe farklı bakış açısı getirmek isteyenler var ki bu çok tehlikelidir biz onu kesinlikle kabul etmiyoruz. Alevilik inancının esasları var, dikkate almayan her türlü yaklaşım yanlıştır. Alevilik inancını kendilerine temel alan bütün kurumları biz önemli görür, ilişki geliştiririz. Birçok Alevi Kurumu, oluşumu var bunların hepsini biz değerli görüyoruz ve hepside o inanca hizmet ediyor. Elbette devlet ideolojisi benimseyerek buna ters düşenlerde, sisteme çekmek isteyenlerde var bunların Alevilikle ilişkileri yoktur ve bu Aleviliğin inkârıdır, en tehlikeli politika budur. Fiziki katliamlardan Aleviler çok geçti, birçok katliam yaşadılar ama bu katliamlar Alevileri ortadan kaldırmadı tersine Alevilerin kendi inanç ve kimliklerine daha çok sarılmayı getirdi. Belki gelişmeyi önledi ama Aleviliği yaşattı ben bu açıdan değerli görüyorum. Belki ufukları daraltıp bazı yönleriyle geri tutmuş olabilir ama bu Aleviliği yaşattı. Benim için önemli olan kendi içine kapansa da kendini korumayı esas alması değerlidir. Varlığını koruyamazsa varlığını sürdüremez, gerekli açılımları da yapamaz.
ALEVİLERİN ASİMİLASİYON VE KÜLTÜREL SOYKIRIMA KARŞI ÇIKMASI GEREKİYOR
Diğer yandan bu katliamlar belki sindirmiş olabilir ama büyük bir öfkeyi, Alevi değerlerini yaşattı. En tehlikeli olan asimilasyondur kültürel katliamdır o aslında Alevilik için tehlikelidir. Onun için Alevilik inancını yaşayan halklarımızın kesinlikle asimilasyona ve kültürel soykırıma karşı mücadele etmesi gerekir. Ona karşı mücadele ederse varlığını koruyabilir. Artık fiziki katliamlar olamaz o dönemler geçti asıl katliamlar asimilasyon yoluyla, kültürel yoluyla yapılmak isteniyor. Bu aslında Alevilik için büyük tehlike oluşturuyor, içi boşaltılarak bütün değerleri ortadan kaldırılıyor sadece adı kalıyor.
ÖNDER APO ALEVİ İNANCINA BÜYÜK ÖNEM VERDİ
Önder Apo başından beri Alevi inancına büyük önem verdi ve Alevilik inancının yaşaması için mücadele verdi. Alevilerin durumuyla, Kürtlerin durumu benzerdir, ezilen, yoksul kesimlerdir. Sürekli üzerlerinde asimilasyon, fiziki ve kültürel katliam gerçekleştirilen topluluklardır. Bu açıdan yaşadıkları ve karşılaştıkları benzerdir ve benzer sorunları yaşayanların yakınlaşmaları, güçlerini birleştirmeleri gerekiyor. Eğer güçlerini birleştirip, ittifaklarını geliştirirlerse başarılı olabilirler. Kendi başlarına ve içlerine kapanarak verdikleri mücadelede sonuç alamazlar. İstedikleri kadar haklı ve talepleri doğru olsun günümüz dünyasında tek başına sonuç almak zordur. İttifak politikalarını doğru geliştirmeleri gerekiyor bu da ancak ezilen ve yoksullarla olabilir. Mağlup olan, sistem dışı güçlerle olabilir, devletlerle bu olamaz. Bu sebeplerden dolayı Alevilerdeki gelişmeyi ben olumlu görüyorum. Artık Alevilik kendi öz değeri ve kökleriyle bütünleşiyor ve üzerlerindeki asimilasyon ve kültürel katliam tehlikeleri giderek azalıyor.
ALEVİLER KÖKLERİ VE TOPRAĞIYLA BULUŞMALIDIR
Örneğin Avrupa'da Alevi Federasyonu var ve her yerde örgütlenmiş, kendini resmi olarak kabul ettirmiş hükümete, devletlere karşı. Bunlar elbette büyük hizmetlerle olmuş çalışmalardır. Türkiye'de de Alevi örgütlenmeleri var belki Avrupa çapında örgütlenmiş değiller ama küçük çaplıda olsa bir uyanış var, kendini örgütleyerek sahip çıkma var bunlar daha da geliştirilmesi gereken değerli çalışmalardır. Bunlarla Avrupa arasında ilişkilerin geliştirilmesi gerekir ve esasta da Türkiye'de kendisini örgütlemesi gerekir. Avrupa'da istediği kadar kendisini geliştirsin kendi rengini, ruhunu tam bulamaz. Ne zaman ki toprağıyla, kökleriyle birleşirse o zaman Avrupa'daki çalışmalarda daha da büyük anlam kazanır Türkiye'deki çalışmalara da hizmet eder. Türkiye'den kopan bir Alevilik, Kürtlük, Kültür soğuk kalır, zayıf kalır çünkü dayanacağı temel Türkiye'dir kökleri, tarihi, değerleri ordadır. Belki Avrupa'da kendisine sahiplik yaparak erimeyi önlemiş olabilir değerlidir ama eksik ayağı var, Türkiye ayağı onu başarırsa o zaman başarılı olur tehlike ortadan kalkar. Zaten devlet kendine bağlı bir Alevilik oluşturmak istiyor bunun çabası var, Aleviliği bu tarzda bitirmek istiyor bununla kesinlikle mücadele edilmesi gerekiyor bu da örğütlenmeyle, kendi kimliğine, değerlerine sahip çıkmayla mümkün. Örgütlü bir güç haline gelmeyen hiçbir topluluğun ayakta kalma şansı yoktur. Eğer kendi kültür ve değerleriyle özgür yaşamak istiyorsa bunun yolu kimliğine, değerlerine sahip çıkmaktan, örgütlenmekten geçer.
ALEVİLERİN ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ DEĞERLERİ GÜÇLÜDÜR
Geçmişte Alevilerin kendilerine sahiplik yapması, uluslararası alan taşımaları yoktu ama şimdi bu var ve önemli gelişmeye yol açıyor. Ama bunu daha da geliştirmek Avrupa ve Türkiye ayaklarını birleştirmek gerekiyor. Eğer bu olursa Türkiye'de yaşayan büyük Alevi nüfusu ülkeyi demokratikleşmeye götürür. Alevilik demokrasi, özgürlük, adalet değerleri güçlüdür ve örgütlü kılınan bu değerler Türkiye'yi özgürleştirir.