Son zamanların çalkantılarında AKP iktidarının Batı yakasındaki mağdurları iki farklı reaksiyon geliştiriyor. Sosyalist sol başta olmak üzere bir kesim, iktidarın zulmüne karşı Kürtlerle beraber hareket etmeye yönelirken ulusalcı/devletçi cenah ise Kürtleri bu direnişin dışında tutmaya çalışmakla kalmıyor, AKP'nin yanına doğru itmeye yelteniyor. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu dolayısıyla tahtı sarsılan AKP'ye karşı Kürt hareketinin sessiz kaldığına dair şehir söylentileri de bu ittirme politikasının bir uzantısı.
Oysa hakikati arayanlar açısından tablo net: Kürt hareketinin devlet içi didişmelerde herhangi bir gücün tarafında olmaktan imtina ettiğini, özgürlük, eşitlik ve zayıflatılmış devlet talebi doğrultusunda üçüncü yolda ilerlemekten geri durmadığını Kürt hareketi mensuplarının beyanatlarından rahatlıkla çıkarsayabiliyoruz.
Yolsuzluk operasyonu sonrası KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık'ın verdiği mülakattaki ifadelere bakalım: Kim gerçekten sorunu çözmek istiyor, kim çözmek istemiyor, bu çatışmasızlık ortamında netleşmiştir. AKP'nin de, Fetullahçıların da, CHP'nin de, dış güçlerin de ne kadar demokratikleşme isteyip istemedikleri anlaşılmıştır. Kürt halkı da zaten AKP hükümetini bekleyemez. AKP'nin Kürt sorununda çözüm politikası üretmediği anlaşılmıştır. Bu nedenle önümüzdeki süreçte kendi siyasal, sosyal, ekonomik kültürel sistemini kendisi kurumlaştıracaktır. Kendi özgürlükçü demokratik sistemini kendi inşa edecektir.
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın ise tıpkı Gezi'de olduğu gibi (Demirtaş'ın Gezi'ye karşı hükümetin yanında yer aldığına dair yalan-yanlış değerlendirmeler hâlâ sürdürülüyor. Oysa Demirtaş o zaman da Gezi'ye değil, ulusalcı-faşist cenaha karşı durduklarını açıklıkla ifade etmişti) yolsuzluk operasyonu sonrasında da hükümet taraftarlığı yaptığına dair söylentiler dolaştı. Demirtaş bunun üzerine şu beyanatı verdi: Yolsuzluk operasyonları çözüm sürecini bozar şeklinde açıklamam asla olmadı. Buna rağmen bu manşetleri atanların, niyetlerinin dışa vurumudur. Yolsuzluk operasyonları tam aksine çözüm sürecine güç verir. Ama bu vesileyle birileri gibi cemaatin kuyruğuna takılacak da değiliz.
Öte yandan AKP'yi bu süreçte ancak Kürt hareketinin kurtarabileceği doğrudur. Şöyle ki; koalisyonunun en nitelikli bileşeni olan Gülen cemaatini kaybetmekle kalmayıp onun açtığı savaşla mücadele etmek durumunda kalan AKP'nin Kürt sorununu çözme konusunda yolsuzluk operasyonu öncesindeki oyalamacı politikasını sürdürerek Kürt hareketini de karşısına alması, çöküşünü hızlandıracak. Aşil topuğundan vurulmuş olan AKP, bu süreci hızlı demokratikleşme adımlarıyla atlatmaya yönelirse, Kürt hareketinin yıpratıcı hamlelerinden kurtulacak. Kürtlerin kurtarıcılığı ancak bundan ibaret olabilir.
Yoksa Kürt hareketiyle AKP'nin gen farkının siyasî bir ittifakı imkânsız kıldığını analiz yapma yeteneğine sahip herkes teslim eder. Ayrıca şu soru da cesaretle dillendirilebilir: Kürt hareketi, çözüm sürecini hızlandırması halinde, AKP'yle niye savaşsın? Sonuçta çözüm ve barış, savaşın neticesinde varılacak bir merhale ise ki öyle- geriye kalan tek tartışma konusu, tarafların bu merhaleden neyi anladığıdır. AKP'nin çözümü, Ortadoğu ve Türkiye emellerini gerçekleştirmek için Kürt hareketinin taleplerini minimize ederek bertaraf etmek. Bu açıdan AKP'nin hakiki bir çözüme ikna olması, Kürt hareketinin mücadele gücüne bağlı. Zira Kürt hareketi yapısal bir sistem dönüşümü öngörüyor. Bunu da çeşitli mücadele yöntemleriyle gerçekleştirmeye çalışırken, AKP devletiyle pazarlığını da sürdürüyor.
Eğer AKP'nin karşısında Türkiye'nin demokratikleşmesini ve Kürtlerin eşitlik taleplerini dillendiren yekpare bir blok olsaydı, Kürt hareketinden, yolsuzluk operasyonuyla sarsılan hükümete tam da şu sıralar güçlü bir tazyik yapması beklenebilirdi. Fakat karşımızdaki siyasî bloklar kabaca şöyle bir görünüm arzediyor:
1- Kürt sorununun, Kürt hareketinin arzuladığı demokratik özerklik modeliyle çözümüne karşı durmakla kalmayıp sorunu daha da derinleştirmek için elindeki yargı-polis gücünü bu bağlamda kullanan Gülen Cemaati.
2- Tek dil, tek millet, tek devlet, tek bayrak şiarıyla, TSK'yla daimi irtibat halinde olan veya olmadığı halde söylemiyle bu irtibata davet eden sol görünümlü ulusalcı cenah ve MHP.
3- Yine tek dil, tek millet, tek devlet, tek bayrak söylemini dilinden düşürmeyen, sorunu çözmek bir yana, olabildiğince derinleştiren, fakat Türkiye ve Ortadoğu emellerini gerçekleştirmek için Kürt sorununu kısmen de olsa çözmek zorunda olduğunu düşünen, bunun için de Öcalan'la bir yıldır pazarlık masasına oturmuş olan AKP.
4- Devletin Kürt karşıtı söylemini içselleştirmiş sosyal demokrat görünümlü ulusalcı tabanının etkisiyle açılımcı olamayan ama yenilenmek için de Kürtlerin bazı hakların tanınmasına he diyen ne var ki bu konuda AKP'den ileri olmayan CHP ve türevleri.
5- Türkiye'nin demokratikleşmesi için Ankara'nın tahakkümünü zayıflatarak ademimerkeziyetçi bir siyasal model talep eden, aynı zamanda Kürtlerin sosyal, siyasal, kültürel ve iktisadi haklarının karşılanması için mücadele veren PKK ve BDP.
6- Kürt hareketinin taleplerini destekleyen veya en azından bu taleplerine karşı Kürtlere sınıf söylemi üzerinden malumatfuruşluk taslamayan sosyalistler ve HDP bileşenleri.
Siyasî blokları kabaca böyle sıraladığımızda, AKP'nin gitmesi üzerine muhtemel yeni aktörlerin Kürt sorununu çözmek üzere Kandil, İmralı ve Diyarbakır'la yapıcı bir müzakereye evet demesi pek de mümkün görünmüyor. Bu durumda Kürt hareketinin müttefik olabileceği yegâne gücün sosyalistler olduğu çok açık. Abdullah Öcalan HDP kongresine yolladığı ve Mahir Çayan'ların izinde olduklarını ilan ettiği mesajda bunun altını çizmişti zaten.
Sosyalistlerle ittifak, AKP'yle pazarlık, Kürt hareketinin temel stratejisini oluşturuyor. Kürt hareketindeki haklı algıya göre AKP'nin devrilmesi, Kürtleri muhtemel yeni aktörleri müzakereye ikna etmek için yeni bir savaşıma mecbur bırakabilir. Bu, yeni ve zorlu bir başlangıcı göze almaktır.
Buna rağmen Cemil Bayık yolsuzluk operasyonu sonrasındaki açıklamasında bunu şöyle teyit ediyor: Eğer mevcut durumda içine düştüğü durumun demokratikleşme adımı atmaması ve Kürt sorununu çözememesinden kaynaklandığını görüp kısa sürede radikal adımlar atmadığı takdirde Kürt Özgürlük Hareketi, Türkiye'nin demokrasi güçleriyle birlikte kesinlikle Türkiye'nin demokratikleşmesi yönünde bir hamle yapacaktır.
Kürt hareketini, müzakere sürecinden itibaren hep AKP'nin yanında göstermeye çalışan, bununla yetinmeyip Gezi'de Kürt gençlerine saldıran ulusalcı kanat, aslında mevcut pozisyonu itibariyle AKP'yle aynı blokta yer alıyor. Çünkü ikisi de demokratik bir Türkiye değil, muktedir bir devlet tahayyül ediyor. Deyim yerindeyse AKP'den tek farkları, AKP'yle aynı dairede oturmuyor olmaları. Dairiler farklı ama apartman aynı. Kavgaları ise apartman yöneticiliğinin kimde olacağı üzerine.
O yüzden de AKP'nin devrilmesi için mücadele ederken, özgürlük, eşitlik, demokrasi talep eden Kürt hareketini değil, elbette derin odakları müttefik olarak görecekler. Zaten hâlihazırda AKP de Cemaat de, ulusalcı cenah da esas olarak derin devleti yanlarına çekmeye çalışıyor. Bu durumda Kürtlere ve sosyalistlere yine ve yeni bir mücadele dönemi kalıyor.
İrfan Aktan / zete.com