YEŞİM ERGÜN
AKP'nin kendince yürüttüğü çözüm süreci başlayalı neredeyse 2 yıl oluyor.Kürt halkı savaşmanın ne demek olduğunu bildiği için barışta neredeyse 2 yıldır AKP'nin tüm oyalamalarına rağmen ısrar ediyor.
Kürt özgürlük hareketini tasfiye etmek için yıllardır akla gelen her hareketi deneyen ve başarısız olan AKP hükümeti siyaseten bükemediği bileği Osmanlı oyunlarıyla bükmeye çalışma azminde. Oysa ortada olan bir şey var ki Kürt halkına kolektif hakları tanınmadıkça muktedirlerin elinden oyalama taktikleriyle zaman geçirmek; sürdürülebilir bir savaş halini devam ettirmekten başka bir şey gelmemektedir.
Nedir bu Osmanlı oyunları derseniz; 2009'dan 2011'e kadar devam eden ''demokratik açılım'' sürecinde hükümet adım atacakmış gibi yapıp halkları oyalamış, bir yandan da Kürt özgürlük hareketinin tasfiyesine yönelmiş ve bitmek bilmeyen KCK operasyonlarını başlatmıştır.Tasfiye politikaları başarısız olunca ise ''demokratik çözüm'' yerine yeniden sınır ötesi operasyon kozuna sarılmış, Kandil'e bayrağı dikeceğiz umuduyla çıktığı yoldan hüsranlageri dönmüştür.
Yani AKP'nin;en başta kullandığı klasik geleneksel devlet inkârcılığının söylemi olan 'Kürt değilsiniz' ifadesi yerini 'tamam Kürt'sünüz ama aslında Müslümansınız' söylemine bırakmıştır. AKP'nin Kürt sorununun demokratik çözümü yerine ikame etmeye çalıştığı 'İslam kardeşliği' temelli tasfiye projesi de örgütlü halkın iradesiyle layık olduğu yere tarihin çöplüğüne atılmıştır.
Sonuç olarak AKP stratejik yalnızlığı ile baş başa kaldığı anda elinde çözüm sürecinden başka hiçbir şey kalmamıştır. Kürt özgürlük hareketi ise bu geçen süre zarfında bölgede ve Türkiye'de oylarını arttırmış, Rojava devrimini gerçekleştirmiş ve Kobanê direnişi ile de PYD ve PKK uluslararası direniş örgütü haline gelmiştir.
Fakat son süreçte yeniden hükümet tarihinden hiçbir ders çıkarmamışçasına gerilimi tırmandırmayı seçmektedir. AKP'nin anlaması gereken şudur: Oyalama taktiklerinin sonuna gelinmiştir.' çözüm süreci'olarak adlandırılan bu süreçte neredeyse görünür tek adım hukuksuz bir biçimde KCK operasyonu adı altında tutukladığı insanların bir kısmını bırakmak olmuştur.Buna karşılık Rojava devrimini boğmak, Esad'ı devirmek için IŞİD'le iş birliği yapılması Kürt halkına yönelik yargısız infazların hız kesmeden devam etmesi, yeni terör yasalarıyla halkı hizaya çekme çabaları, anadilde eğitim talebinin gerçekleşmemesi ve daha sayabileceğimiz onlarca savaş dönemini aratmayan uygulamaları ile AKP müzakere sürecini baltalamaya çalışmıştır.
Aynı şeyi defalarca yapıp farklı sonuç elde edeceğini sanmak aptallara mahsustur.91 yıldır sürdürülen inkâr ve imha politikalarının bir devamı da çözüm sürecinde sürdürmeye çalışmak Kürt halkı ve terör örgütü ayrımına sığınarak savaş konseptini meşrulaştırmak AKP'nin eski yanlışlarından hiç ders çıkartmadığının en net göstergesidir.
Peki, bu durum bu kadar açıkken bağıra bağıra anlatamamak neden?Biz demokrasi güçlerinin propaganda düzeyinde müzakere koşullarının sağlanması için AKP' ye söyleyecek onlarca sözü varken neden sadece kendimizi anlatma noktasına, 'ben yapmadım, şunu doğru bulmuyorum, bu provokasyon ' söylemlerine itildik. Bu söylemlerimden şu anlaşılmasın AKP masadan kalkmak isterse bile biz müzakere masasında kalmada ısrarcı olmalıyız. Evet, ısrarcı olmalıyız da nasıl?
AKP, HDP'ye saldırmak Kürt halkına hakaret etmek yerine önce şu soruların cevabını vermeli. Kobanêde yaşanacak olası bir katliama karşı sokağa çıkacak halkın üzerine kim ateş açtı? Bu süreçte kontrgerilla faaliyetini kim örgütletti? AKP devlet içerisinde bu kadar etkinken ondan bağımsız bu cinayetlerin yaşandığını düşünmek mümkün mü? Çözüm sürecinde hiçbir somut adım atılmazken jet hızıyla polise özel yetkiler atfeden yasanın çıkarılması ne anlama gelir? IŞİD' e terör örgütü demekten aylarca imtina etmişken PYD terör örgütü diye bas bas bağırmanın anlamı ne?Kobanê'ye koridor açmamakta ısrar etmek; çözümde değil savaşta ısrar etmek değil midir?
Yani demem o ki bırakalım şu provokasyon,şunu ben yapmadım, şunutasvip etmiyorum laflarını da AKP' yi bu soruların cevabını vermeye zorlayalım. Yaniartık kendimizi sürekli anlatmak yerine barış sürecinin koşullarının nasıl olması gerektiğini anlatalım. Artık savunma pozisyonundan çıkıp da hakkımızı aramanın zamanı gelmedi mi?