SON DAKİKA

3 Cinayetin anatomisi

Sara-Sakine Cansız, Rojbîn-Fidan Doğan ve Ronahî-Leyla Şaylemez Paris'te katledileli bir yıl oluyor. 10 Ocak, 2014 05:57 Güncelleme: 10 Ocak, 2014 05:57 3 Cinayetin anatomisi

Serra Torun

Sara-Sakine Cansız, Rojbîn-Fidan Doğan ve Ronahî-Leyla Şaylemez Paris'te katledileli bir yıl oluyor. Katliamdan kısa süre sonra gözaltına alınan ve şüphelerin üzerinde yoğunlaştığı Ömer Güney hâlâ tutuklu, ancak suçluluğu kesinleşmiş değil. Güney'in MİT ajanı olarak Fransa'ya gönderildiği yönünde haberler çıktı, ancak bu haberler de doğrulanmadı.

Geçtiğimiz yıl sık sık tartışılan konulardan biri, Fransa ile Türkiye arasındaki “terörle mücadelede işbirliği anlaşması” idi. Fransa'daki Kürtler ve Fransa solu hükümeti bu anlaşma üzerinden eleştirmeye devam ediyor. Sorulan soru şu: “Bu anlaşma olmasaydı bu katliam olur muydu?”

15 Aralık'ta yayınlanan söyleşide avukat Antoine Comte “O halde soruşturmanın artık Türkiye'ye yöneldiğini söyleyebilir miyiz?” sorusuna şöyle yanıt veriyordu: “Evet. Bundan sonrası Türklerin bize yardım edip etmeyeceği ile ilgilidir. Bu gerçekten önemli bir sorundur.”

Katliamdan bu yana her çarşamba Paris Kürt Kültür Merkezi önünden başlayıp katliamın olduğu binanın önünde sonlanan yürüyüşlerde kadınlar “Suskunluğunuz ortaklığınızdan mı?” diye soruyor.  Avrupa'nın pek çok şehrinde çeşitli anma ve eylemler de sürüyor. Fransa'daki eylem ve etkinliklerde hükümete ve yargıya çağrı yapılırken Fransız basını da sık sık eleştiriliyor, zira Paris'in göbeğinde işlenen ve hâlâ sorumluları ortaya çıkarılmamış olan bu politik cinayetle alâkalı Fransız basınında haber bulmak neredeyse imkânsız. Avrupa'da davayla ilişkili gelişmeleri takip etmek için tek kaynak Yeni Özgür Politika gazetesi. Ortada bir katliam ve sonuçlanmamış bir dava varken gazetelerin bu tavrı hem gazetecilik açısından hem de daha önemlisi, Fransa'nın bu katliam ve davadaki konumu açısından kuşku uyandırıcı. Eylemlerde basının bu tavrına kızanlar şunu soruyor: “Öldürülenler Kürt olmasaydı, tavrınız aynı olur muydu?”  “Suskunluğunuz ortaklığınızdan mı?”

Le Monde, Le Figaro ve L'Humanité gazetelerinin internet arşivlerine girip arama motoruna “Sakine Cansız” yazdığınızda toplamda yalnızca 32 haber çıkıyor; Le Monde'da 7, Le Figaro'da 16 ve L'Humanité'de 9. Haberlerin neredeyse hepsi cinayetin işlendiği Ocak 2013'te yayınlanmış. Arama motoruna “Fidan Doğan” yahut “Leyla Şaylemez” yazdığınızda bu sayılar da düşüyor. Şubat ayından sonraysa bu üç isimle alâkalı bir haber bulmak mümkün değil.

Gazetede yayınlanan her haberin internet arşivine geçirilmediği durumlar olabilir, ancak bu da bir gösterge olarak önemli. Sonuç itibariyle Paris Katliamı ile alâkalı bu üç gazetenin internet arşivlerinde araştırma yapan bir kişinin eline sadece katliamdan hemen sonra yazılmış 32 haber geçiyor. Dava süreci ve davanın işleyişi ile alâkalı haber bulmak mümkün değil. Elbette burada dosyanın gizliliği unutulmamalı. Avukat Antoine Comte da verdiği söyleşide dosyanın gizliliğinin sürdüğünü hatırlatmıştı. Öte yandan, dosyadaki gizlilik, hiçbir bilgi yahut araştırılacak soru işareti olmadığı anlamına gelmiyor. Ayrıca, eylemler ve anmalar sürerken gazetelerin bunları hiç görmediği de aşikâr.
Bulunan haber sayısı ve haberlerin yayınlandığı tarihlerin yanısıra dil, üslûp ve kelime-alıntı-bilgi tercihleri “Öldürülenler Kürt olmasaydı tavrınız aynı olur muydu?” sorusunun nedenlerinden. Bu sadece Fransız basınının değil, Fransa'nın da davadaki konumunu sorgulamak ve anlamak önemli bir nokta.

Yayınlanan metinleri ele almadan önce, bu üç gazetenin politik konumlarını / aidiyetlerini hatırlatmakta fayda var. L'Humanité, Fransız Komünist Partisi'ne (PCF)  yakınlığıyla bilinen bir günlük gazete. Fransız Komünist Partisi'nin Fransa'daki Kürtlerle yakın ilişkide olduğu, düzenlenen kampanyalara destek verdiği biliniyor.

Fransa'daki sağ okuyucuların çoğunluğunun toplandığı gazete olarak tanımlanan Le Figaro, 2004'te Halkçı Hareket için Birlik Partisi (UMP) senatörü Serge Dassault tarafından satın alınmıştı. Yabancı karşıtlığı gibi kadim sağ geleneklere sahip çıksa da, hâlihazırda hükümet olan Sosyalist Parti'yi (PS) eleştirmek için aksi yönde haberler yaptığı da oluyor.
Yayıncılık hattı “gazetecilik etiğine saygılı merkez sol” olarak tarif edilen Le Monde ise ağırlıklı olarak sol eğilimli karışık bir okuyucu kitlesine sahip. Gazete daha çok Sosyalist Parti'ye (PS) yakınlığıyla biliniyor.

İlk göze çarpan nokta, kelime tercihleri. Le Figaro her seferinde “Kürtler” yahut “Kürt militanlar” diyor: “Kürtler öldürüldü”, “Kürt militanlar ölü bulundu”… Diğer iki gazetede bu tanımların yanısıra “kadın” kelimesi de kullanılırken, Le Figaro bunu, özellikle başlıklarda, pek tercih etmiyor. “Kadın” kelimesini kullanmayıp sadece “Kürt” ve “militan” kelimeleri ile öldürülen üç Kürt militan kadını tanımlamak bir biçimiyle katledilenlerin kadınlığını gözardı etmek, onları etnik ve politik kimliklerine hapsetmek anlamına geliyor. Yanlış değil, elbette bu üç kadın için de etnik ve politik kimlikleri çok önemliydi, ama hem PKK'nin bu anlamdaki politikaları hem de hedef olarak seçilmelerinin nedenleri itibariyle tek önemli olan kimlikleri bunlar değildi. Öte yandan biliyoruz ki, bir cinayetin kadın ve erkek kurbanı olmak aynı şeyler değil, özellikle toplumsal tahayyülde. Bunun karşısında L'Humanité “kadın” kelimesini en çok kullanan gazete. L'Humanité bu tercihiyle tutarlı olarak daha çok insanî detaya, ailelerine ve arkadaşlarına dair hikâyelere, duygulara yer veriyor. Oysa Figaro'da tek bahsedilen politika, cinayet, komplo teorileri. Bunun yanısıra, L'Humanité'de “Kürt mücadelesinin militanları” tanımı da kullanılıyor. “Kürt militan” demekle “kürt mücadelesinin militanları” demek arasındaki fark da önemli, zira birinde etnik bir tanımlama yapılırken, diğerinde politik bir tanımlama yapılıyor.

Tanımlamalara dair bir diğer örnek de Abdullah Öcalan'ın nasıl nitelendiği. Figaro'da “Kürt lider” yahut “PKK lideri” gibi sıfatlar kullanılırken, L'Humanité “isyancı Kürtlerin cezaevindeki lideri” demeyi tercih ediyor. Mevzubahis isyanın da “Kürtlerin haklarının tanınması için meşru bir mücadele” olduğunu hatırlatıyor.

Le Figaro kelimelerle alâkalı tercihini haberlerde verdiği bilgilerle de pekiştiriyor. Haberlerde “PKK'nin terörist örgütler listesinde olduğu” ve “Fransa'daki Kürtlerin PKK'yi finanse etmekten dolayı sık sık yargı önüne çıktığı” okuyucuya hatırlatılıyor. PKK'nin nasıl, ne sebeple, nerede faaliyet yürüten bir örgüt olduğunu konudan bihaber olan okuyucuya anlatmaktan çok, olayın “kriminal” boyutu her haberde tekrar tekrar işleniyor. Tüm bunlar hatırlatılırken Fransa ile Türkiye arasındaki “terörle mücadelede işbirliği anlaşması”ndan hiç söz edilmediğinin de altını çizelim.

“Terörle mücadelede işbirliği anlaşması”yla ilgili en çok bilgi ve fikir beyanı l'Humanité'de bulunuyor. Haberlerde anlaşmanın iptali, Fransa'daki Kürtlerin durumu ve terörist tanımı üzerine de pek çok yorum bulmak mümkün:

“Fransa Kürt militanlara karşı tavrını değiştirmeli!”

“Biliyoruz ki Türk hükümetine göre Kürt olmak terörist sayılmak için yeterlidir.”

“Sarkozy hükümeti tarafından imzalanan anlaşma lağvedilmeli!”

“Bu anlaşma sayesinde Fransa'daki Kürt militanlarla ilgili bilgiler kolaylıkla ele geçirilmiyor mu? Aynı bu cinayete kurban giden militanların durumunda olduğu gibi!”

“Bu cinayetten sonra bu anlaşmayı reddetmenin vakti gelmedi mi?”

Yine Humanité'de barış / çözüm süreci ve Türkiye'nin iç dinamiklerinden de bahsediliyor. Bir haberde özelikle Gülen cemaatine ve cemaatin Kürt hareketine bakışına yer veriliyor. Bu haberde Fethullah Gülen'in Kürtleri kastederek “onları kuşatın, birliklerini bozun!” diyerek öğüt verdiği ve “Evlerine ateş yağsın! Çabaları sonuçsuz kalsın!” diye beddua ettiği videolardan söz ediliyor.

Haberlerde yapılan alıntılara baktığımızda, Le Figaro'nun neredeyse yalnızca Fransız ve Türk hükümet yetkililerinden alıntılara yer verdiğini görüyoruz. Fransa'da ulaşılabilecek pek çok temsilci, gazeteci, araştırmacı varken, dahası katledilenlerin yakınlarına da ulaşmak mümkünken bu tercih edilmiyor. Ayrıca alıntıların çoğunluğu da örgüt içi anlaşmazlık hipotezleri ve komplo teorilerine yönelik olduğundan konuyu netleştirmekten hayli uzak. Le Monde ve L'Humanité'de ise bunun aksi bir yaklaşım var. Özellikle l'Humanité, Fransa'daki temsilcilerden ve ailelerden görüş alıyor. Le Monde Fransa'da Kürt meselesi ve PKK üzerine uzmanlaşmış araştırmacılarla da görüşüyor.

Son olarak eylemlerden bahsedersek, ilk günlerde düzenlenen eylemlere haberlerin içinde yer verilmiş. L'Humanité ayrıca iki özel haber yapmış. Ancak her hafta düzenli olarak yapılan eylemlerle yahut süren etkinliklerle alâkalı hiçbir gazetede haber yok. Dolayısıyla, sürecin Kürtler açısından nasıl değerlendirildiğine, Kürtlerin talep ve görüşlerine ulaşmak mümkün olmuyor.

Yazının başında da belirttiğimiz gibi, farklı siyasî duruşlara tekabül eden bu gazeteler arasında bahsettiğimiz farklılıkların olması şaşırtıcı bir durum değil. Elbette internet arşivi üzerinden yapılan bu basit araştırma bahsi geçen gazetelerle alâkalı genellemeler yapmak için yeterli görülmeyebilir, ama yine de incelediklerimizden yola çıkarak söyleyebileceğimiz bazı noktaları da atlamayalım. Le Figaro'nun tercih ettiği haber dili gazetenin sağ ideolojisinin yabancı karşıtı-ataerkil-devletçi yapısıyla tutarlı. Tam da bu sebeple en çok haber yapan gazete oluşu da anlam kazanıyor, zira Le Figaro için bu haberler Kürt mücadelesi, Fransa'da Kürtlerin varlığı gibi konularda tavrını belli etmek için birer fırsat. Le Monde kullandığı dil itibariyle tarafsız bir yaklaşım sergiliyor olsa da, kendini nasıl tanımladığına baktığımızda yaptığı haberlerin azlığı çelişkili bir durumu ortaya çıkarıyor. Bu durum da tarafsız ve objektif olma iddiasının kimi zaman nasıl da tam aksi yönde işleyebileceğinin bir örneği. L'humanité parçası olduğu sol geleneğin habercilik kriterleriyle tutarlı olduğu gibi, tirajı itibariyle de bu geleneğin bir parçası olmayı sürdürüyor. Le Monde ve le Figaro'nun tirajları yaklaşık 300 binlerde seyrediyorken l'Humanité'nin tirajı yaklaşık 45 bin.

 

Yorum Ekle