20 Aralık'ın Êzîdîlerin tarihten bu yana kutladıkları bayram günü olduğunu, ancak Şengal'i özgürleştirme operasyonunun başladığı gün olması itibariyle Êzîdîleri yaşatacak olan ve yüzlerce yıla damgasını vuracak esas bayram girişimin başlangıcı olduğunu söyledi. Êzîdîleri, Şengal'e gelerek, direnişe katılma ve yurdunu yeşertip, yaşam haline getirmeye çağıran Avesta, Hareket olarak sonuna kadar her yönüyle bu kutsal direnişe destek vereceğiz dedi.
3 Ağustos'ta IŞİD çetelerinin Şengal'e saldırmasıyla Êzîdî halkı büyük bir felaket ile karşı karşıya kaldı. Bu felaketten yaklaşık beş ay sonra büyük Êzîdî bayramına denk gelen 20 Aralık tarihinde HPG, YJA STAR, YPJ ve YBŞ güçlerinin adına özgürlük operasyonu verdikleri bir hamle gerçekleşti. Siz bu hamleyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle, Şengal ve Şengal halkı şahsında özgürlük için mücadele eden ve halkların, kadınların düşmanı olan IŞİD'e karşı, özgürlük savaşçılarının başlatmış olduğu Şengal'i kurtarma operasyonu, selamlıyorum. Bu operasyona katılan tüm özgürlük savaşçılarını, sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Büyük bir fedailikle, kahramanlıkla, bu mücadeleye öncülük eden, Şengal'in kurtarılmasında operasyonun planlayıcı ve uygulayıcısı olan Nurhak yoldaş ve dört yoldaşın şehadetleri yaşandı. Bu yoldaşları saygıyla ve minnetle anıyor ve anıları önünde saygıyla eğiliyorum.
ŞENGAL SALDIRISI SOYKIRIM AMAÇLIYDI
Şengal'i özgürleştirme operasyonu elbette ki yeni başlatılmış bir operasyon değildir. Bunun geçmişi de var. Belirtildiği gibi 3 Ağustos'ta Şengal halkına dönük, Şengal dağına ve çevresindeki yerleşim alanlarına dönük uluslararası güçlerin maşası durumunda olan faşist DAİŞ güçlerinin Şengal'e dönük bir soykırım saldırısı gerçekleştirdi. Ve bu soykırım saldırısı sadece Şengal'i ele geçirip Şengal'de kalma amaçlı gibi bir operasyon değildi.
Peki sizce bu saldırının amacı neydi?
Bizce, amacı şudur; öncelikle Telafer, Kerkük gibi bazı alanlarda yapmış oldukları operasyonlardan faklı bir yanı var. O alanlarda daha çok ekonomik kaynakları ele geçirerek halkı zorla göçertme ve uzaklaştırmaya dönük operasyonlar düzenliyorlar. Fakat Êzîdîlere dönük yapılan ise bunun çok daha ötesinde bir soykırımdır. Onlara göre hiçbir Êzîdî yaşamamalı. Bunun için Êzîdîlerin, yok edilmesi ve ortadan kaldırılması gerekiyor.
Neden?
Nedeni, Êzîdîlerin bu topraklarda kendi inançlarını koruyan, kültürünü savunan, Kürtlerin tarihini var ederek, birikimlere sahip çıkarak kültürel mirasını bu günlere getirebilen bir topluluk olmasıdır. Yüzyıllardan beri bu topraklarda yaşamış ve hiçbir zaman, kimseyle bir iktidar savaşına girmemişlerdir. Daha çok bu topraklar üzerinde kendi varlıklarını koruma ve kendini yaşatma gibi bir özelliğe sahip olmuşlardır. Sünniliğin geliştirilmesi karşısında direnen bir topluluktur.
ŞENGAL DİRENEREK AYAKTA KALMAYI BAŞARDI
Tarih boyunca hep soykırımlarla karşı karşıya gelmiş, binlercesi katliamlardan geçirilmiş, yüz binlercesi göçertilip asimilasyona uğratılmışlardır. Ama buna rağmen Şengal ve çevresindeki alanlarda direnerek ayakta kalmayı başarmışlardır. Bu açıdan Şengal halkı Kürtlüğün direnen özünü temsil ediyor.
ŞENGAL DİRENEN KÜRTLERİN YÜZÜ
Şengal Kürtlerin direnen yüzünü temsil ediyor diyebilir miyiz?
Elbette, Şengal direnen Kürtlerin yüzünü temsil ettiğini söylemek mümkün. Kürtlüğün özünü, kültürünü, tarihini, dilini temsil ediyor. Bu toprakların en eski ve en yerleşik halkıdır. Kürtlerin tarihsel mirasının Şengal ve Êzîdî topluluğunda yaşam bulduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun için İslamiyet'in gelişmesiyle birlikte sürekli Êzîdîlerin katli vaciptir denmiştir. Geçmişten beri böyle bir yaklaşım böyle bir politika söz konusudur. Ancak özgürlük hareketinin çıkışıyla birlikte son kırk yıldır Êzîdîlerin kaderi de değişmiştir.
ÊZÎDÎLER ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNDE KENDİLERİNİ BULDU
Önder Apo öncülüğünde Kürdistan özgürlük mücadelesinde Êzîdîler kendilerini buldular. Bu mücadelenin eşitlikçi, özgürlükçü olması Kürt özüne dayanan ve daha çok ezilen toplumların temsiliyetini ortaya çıkarması nedeniyle Êzîdîlerin de kendilerini PKK içerisinde bulmasını sağlamıştır. Bundan dolayı Êzîdîler daha çok PKK hareketi etrafında toplandılar.
Özgürlük mücadelesiyle kendini yeniden var edebilen Êzîdî toplumu, kendi değerlerini her koşul altında korumayı öğrenmiştir. Bundan hareketle en son Şengal'de yaşanan felakete karşı kendi değerlerini koruyarak teslim olmamayı seçen bir Êzîdî Şengal gerçekliği vardır.
ŞENGAL VAR OLDUKÇA ÊZÎDÎLER TESLİM OLMAZ
Şengal sadece bugün için stratejik bir yere veya öneme sahip değil. Şengal Êzîdîliğin en eski yaşam alanlarından biridir. Tarihte çokça saldırı ve katliama karşı Êzîdî toplumu kendisini Şengal'in dağlarında korumuştur. Bu açıdan Êzîdî toplumunun belleğinde Şengal var oluş mekanıdır. Bunun için Şengal var oldukça Êzîdîler teslim olmaz anlayışı her zaman hakimdir. Şengal de, Laleş de Êzîdîliğin kutsal mekanlarıdır. Her inancın kendisine ait bazı kutsal sembol ve ibadethaneleri vardır. Bütün inançlarda bunu görmek mümkündür. Bunların tarihi geçmişleri çok derinlerdedir. Şimdi Şengal ve Laleş bunu temsil ediyor. Her zaman şu söylenir; Hıristiyan alemi yönünü Vatikan'a döner, Kudüs'e döner ve kendisini bununla var eder. Çünkü Hz. İsa'nın felsefesinin yaşatıldığı ve yaşamsallaştığı alanlardır. İslamiyet'te Mekke ve Medine'den bahsedilir. Kürt Êzîdîler için de Şengal ve Laleş böyledir.
Şengal sadece Êzîdîlik için mi tarihi bir öneme sahip, yoksa genel Kürdistan tarihi ve coğrafyası içinde stratejik bir anlama sahip mi?
Kürt ve Êzîdîlik ayrı şeyler değil. Êzîdîlik Kürtlüğün orijinalliğini temsil ediyor. Zaten şöyle bir oyun da var; Êzîdîliği ve Kürtlüğü birbirinden ayrı ele alan ve birbirinden ayırmak isteyen yaklaşımlar var. Kapitalist modernite güçleri daha çok böl-parçala- yönet politikasından hareketle Kürtleri tümüyle Kürdistan'dan söküp atmak için öncelikle bu direnen toplulukları etkisizleştirmeye çalışıyor. Bunlardan biri de Êzîdî topluluğudur. Êzîdîliğin dili Kürtçedir, kültürü Kürt kültürüdür, dualarından, günlük yaşamlarına inançlarına kadar hepsi Kürt orijinalliğini temsil ediyor. Bundan dolayı da Êzîdîliği yok etmek Kürtlüğü yok etmek demektir. Bu durum zamanla Kürtlükte ciddi bir aşınmaya yol açacaktır. Bundan dolayı yıllardır Êzîdî Kürtleri üzerinde böyle bir oyun var. Şengal Kürdistan topraklarıdır. Êzîdî toplumu da Kürt halkının özünü korumayı başarmış bir kesimidir. Geçmişten bu güne Şengal Arap'a, Rum'a, Türk'e karşı Kürtlerin kendini korumaya almak için sığındıkları bir alan olmuştur. Şengal şu anlamda stratejik bir anlama sahip; coğrafik olarak hem Güney hem Rojava Kürdistan'ı, hem de Gare dağlarından Şêxan'dan Kuzey Kürdistan'a kadar uzanıyor. Kültürel olarak da Kürt orijininin yaşadığı yer yani Kürdistan'ın tam da kalbi konumundadır.
AMACI ŞENGAL'İ ÊZÎDÎSİZLEŞTİRMEK
2007 yılının 15 Ağustos günü Şengal'in en kutsal alanlarından biri Şerfeddin, Til Hezir ve Siba Şex Xidir denilen alanlarına saldırı düzenlediler. O zaman da 500'ün üzerinde Êzîdî'yi katlettiler, yüzlercesi yaralandı. Bu saldırının tek bir amacı vardı; oda Êzîdîleri oradan çıkarmak. Şimdiki amaç da faksızdır. Êzîdîleri Şengal'in dışına itmek istiyorlar. Bütün bu yönelimlerin ortak amacı Şengali Êzîdî'sizleştirmektir. Bu gerçekleşirse zaten dört bir tarafa dağılan Êzîdî toplumunun yok oluşu kendiliğinden gerçekleşir hesapları yapılmaktadır. Bundan dolayı 3 Ağustos'ta başlatılan operasyon bir kırım operasyonuydu. Êzîdîleri bitirme operasyonuydu. Êzîdîleri dağıtma operasyonuydu ve Şengal'i düşürme operasyonuydu. Bunun nasıl boşa çıkarıldığı da çokça yazıldı, çizildi.
ŞENGAL'DE 21. YÜZYILIN EN BÜYÜK KIRIMI YAŞANDI
Şüphesiz gecikmiş de olsa, YPG/YPJ güçlerinin HPG/YJA STAR güçlerinin Şengal'e ulaşmasıyla büyük bir katliamın önüne geçti. Hareket olarak bunun özeleştirisini de veriyoruz, bunun kritiğini de yapıyoruz. Her ne kadar yaşanan katliam en aza indirmeye çalışıldıysa da buna rağmen yaşanan felaket de az değildi. Hala binlerce insan DAİŞ'in elindedir. Binlerce kadın kayıptır. Genel olarak kaybolan insanların daha bilançosu çıkarılmamıştır. Şengal'de 21. yüzyılın en büyük kırımı yaşandı. Ama hesaplanan, amaçlanan, hedeflenen tümüyle bitirmekti. Bunu elde edemediler, başaramadılar. Hem DAİŞ'in hem de DAİŞ ile birlikte Şengal üzerine hesap yapan güçlerin hesabı boşa çıktı. Şengal zaten savaşılmadan DAİŞ'e teslim edilmişti.
Şengal'de beş aydır direniş de var. Bu direniş sonucunda 20 Aralık'ta tekrardan bir özgürleştirme operasyonu başlatıldı. Basına yansıyanlara bakılırsa peşmergenin de bu operasyonda yer aldığı belirtiliyor. Bu işin iç yüzünü değerlendirirsek siz ne düşünüyorsunuz, yani savunmadıkları bir yeri neden geri almaya çalışsınlar?
Hem uluslararası alanda hem de bölge de dengeler çok çabuk değişebiliyor. 21.yüzyılın siyaseti çok hızlı ve çıkarlara dayalı olarak gelişmektedir. Dünün düşmanı yarının dostu olabilir, bugünün dostu da çıkarları sarsılınca düşmanlık yapabilir. Bu anlamda siyaset hızla değişiklik arz edebiliyor.
3 Ağustos öncesi yapılan bazı ittifaklar var. Bunlar çokça tartışıldı, fakat hep görmemezlikten ve duymamazlıktan gelindi. Örneğin 10 binlerce Irak askerinin, on binlerce peşmergenin bulunduğu ve milyonlarca nüfusa sahip olan bir Musul kenti, bir gecede ne olduysa DAİŞ'in eline geçti. DAİŞ Musul'u savaşarak almadı. Musul DAİŞ'e teslim edildi. Aynı zamanda Musul'un DAİŞ'e teslim edilme pazarlığının içinde Şengal'de vardır.
Saldırı öncesinde Şengal konusunda bir pazarlık mı yapıldı diyorsunuz?
Elbette bunlar daha önce de söylendi. Yapılan toplantılar var ve bu toplantının belgeleri de o dönem basına da yansıdı. Mesela Güney Kürdistan'da yapılan bir toplantı var. Bu toplantıda Irak'ın içerisinde üç tane ayrı devletçik oluşturmak istediler. Sünniler için DAİŞ merkezli Irak Şam İslam Devleti, Irak etrafında bir Şia devleti, Bölgesel Kürt yönetiminin etrafında bir Kürt devletçiği oluşturulacak ve böylece Irak 3 devletçiğe bölünecekti. Bu tartışmaların sonucunda anlaşmalar yapıldı. Musul ve Şengal de böyle bir pazarlıkla DAİŞ'e devredildi.
Yani Musul ve Şengal halkı bu anlaşmaya kurban mı edildiler?
Hem kurban edildiler hem de bilinçli bir biçimde bu yerler verilmek istendi. Nedeni de şudur; ne Irak hükümeti ne de yerel hükümet hiçbir zaman Êzîdîleri gerçekten kucaklamadı. Êzîdîleri bir topluluk olarak kabul etmedi. Êzîdîleri kültürel olarak yaşatılması gerekilen bir toplum olarak ele almadı. Tampon bir bölge olarak gördü ve hep dışında tuttu. İşlerine gelince bizim toplumuzdur dediler, ama işlerine gelmediği zaman da hep Êzîdîleri dışladılar. İnsani bir muamele bile göstermediler. Bundan dolayı da Êzîdîler zaten Şengal dağına hapis edilmişlerdi. Ne bir işe girebilir ne de doğru düzgün bir okula gidebilirlerdi. Ne siyasete katılabilirdi, ne de ekonomik olarak toplumsal bir örgütlülüğe gidebilirdi. Adeta sistem dışına atılan bir topluluk olarak bakıldı. Sistem dışına atılmak iyidir çünkü bu sistem içileşmediğini gösterir. Fakat buradaki kasıt bu değildir. Bir ötekileştirme, dışlama durumu söz konusudur.
Şengal'in sınırları içinde hapsedilmiş bir topluluktan mı bahsediyorsunuz?
Elbette Güney Kürdistan Hükümeti Êzîdî toplumunu her zaman dışladı. Bundan dolayı da bu topluluğun üzerinde herkes hesap yapmaya çalıştı. Yani böyle bir toplumun yaşayıp yaşamaması onları pek fazla ilgilendirmiyor. Zaten zihniyet egemen zihniyettir. Zihniyet Sünni Arap faşizmini temsil ediyor. Zihniyet kendi dışında hiçbir rengi, kültürü, bir şeyi kabul etmiyor. Bundan dolayı da Êzîdîlerin yok olması kendileri için kaybedilecek bir şey değildir. Bundan dolayı da 3 Ağustos öncesinde Şengal'in DAİŞ'e teslim edilmesine ilişkin bir sözleşme ve anlaşmaya varıldı. Bunu tüm Êzîdîler çok iyi bilmektedir.
Peki, neyin karşılığında bu anlaşma yapıldı sizce?
Ben kendim de Êzîdîlerin onlarca Şexiyle ve ileri gelenleri ile konuştum. Gidip kamplarını ziyaret ettim. Halkın tepkisi büyük. Kendilerine karşı gelişen bu tepkinin nedenini anlamaya çalışıyorlar. Niye bu kadar tepki? Niye bu kadar öfke var, insan anlayamıyor. Ben de bunun üzerine biraz kafa yordum. Siz de sordunuz ya neyin karşılığında anlaşılmış diye; bir Kürt devleti olabilir. Sınırları çizilmiş bir Güney Kürdistan devleti oluşturmak istiyorlar. Şengal bu sınırların dışında Araplara bırakılacak, kalan diğer bölgeler de bu Kürt devleti sınırları içerisine alınacaktır. Bundan dolayı DAİŞ saldırıları karşısında Şengal'i korumadıkları için peşmergeleri bu temelde suçlamak aslında çok da doğru değil. Peşmergenin Şengal'de savaşmamısı kendisinin kararı değildir. Şengal'de 3 Ağustos'ta peşmergenin savaşmaması için talimat verilmiştir. Ben şahsen hep de söylerim; biz son dönemlerde de daha net olarak gördük ki peşmerge öyle savaşmayan, kaçan bir durumda değil. Özgürlük gerillaları Kerkük'e, Mexmur'a, Celewla'ya, gittikten sonra, diğer alanlarda peşmergeler de savaştı. Yüzlerce peşmerge şehit düştü. Kimse bunu inkar edemez. Fakat tekrar vurgulamak gerekiyor ki DAİŞ saldırıları karşısında bazı alanları savunmamaları ve bırakmaları peşmergelerin savaştan kaçmasından değil merkezi talimatın böyle olmasındandır.
Kimler tarafından talimat verildiğini düşünüyorsunuz?
Bölge hükümeti tarafından verilmiştir. Bu nettir. Eğer bu talimat verilmemiş olsaydı, o zaman peşmergeler savaşacak denilirdi. Bütün dünyanın gözü önünde arabalara binip bazı alanları bıraktılar. O dönem Ronahî TV muhabirinin gösterdiği görüntüler var. Niye kaçıyorsunuz, niye gidiyorsunuz? diye soruyor. Peşmerge Cevap verecek durumda değilim diyor. Bunlar çokça tartışılan konulardır. Neden o zaman bırakıp gittiler ve niye şimdi geri dönüldü, tabi bu önemli bir sorudur.
Şimdi gördüler ki planları boşa çıktı. Nasıl boşa çıktı? Kürt güçleri orada direndi. Halk tümden Şengal'i terk etmedi, bu konuda kurtarılan halk tekrardan Şengal'i kurtarmak için savaşmaya başladı. Şengalli Êzîdiler Özgürlük hareketinin de desteğiyle Şengal'in öz savunma güçlerini Yekînîyên Berxwedana Şengalê (YBŞ) kurarak orada DAİŞ'e karşı 5 aylık süredir aralıksız yürütülen direnişe katıldılar.